varoluş ve sorgulamak

  • Mecaz oldu hakikat, hakikat oldu mecaz
    Yıkıldı belki esasından eski malumat
    -Sadullah Paşa

    Ben sorgulamadan önce beni eksileyenler gibiydim.
    kızardım ama şu anki halimle o halime gülümsüyorum. saflık işte.
    Eskişehirde ilahiyat hocası elime bir kağıt verdi. Kağıtta ne yazıyor okuyamıyordum. Bunu okursan hayatın çoğu şeyini anlayacaksın dedi. belki musa olursun çocuk dedi. Adamı kovaladılar sonra.
    Okuyamıyordum, okuyamazdım ve asla anlayamazdım. Zamanla anladım çünkü Kuran'ı baştan sona türkçe okumuştum. Kuran beni akletmeye davet ediyordu.

    Kitaplar, yepyeni bilgiler çok güzel şeyler..
    Kitap okumak insana pratikte pek fayda sağlamaz. Ama varoluşun farkındalığını arttırır, acı verir farkındalık, varoluşunun en fazla farkında olan insan en fazla acı çeken insandır. Varoluşun ağırlığı ve o ağırlığı tüm bedeninle, fiziksel varlığınla hissetmektir acı olan.

    Var olduğunu; katı, sıvı ve gaz bir takım parçacıklardan oluştuğunu bildiğin düpedüz bir taş, toprak gibi... yol üstünde üzerine kara sineklerin konduğu bir inek boku gibi bir madde, bir madde olduğunu bildiğin süreçte acı çekersin. Ötesinde metafizik bir öze dair bir umut beslersin elbette.

    Elbette "ben bir inek bokundan farklıyım" demek zorundasın çünkü sende bir bilinç var. bilincin sana inek bokundan daha kutsal daha yüce bir varlık olduğunu söyleyecek. Böyle de olmalı, bilincin görevi budur çünkü.
    Seni minik minik parçalanmaz parçalara, atomlarına ayırıp da oldukça geniş bembeyaz bir cam lamelin üzerine tek sıra olarak dizdiğimizde fiziksel olarak inek bokundan bir farkını göremiyoruz: karbon, hidrojen, azot ve oksijen atomları vs. var; sende de inek bokunda da.


    Keşke seni inek bokundan ayıracak bir tanecik metafizik atom bulabilseydik sende ancak yok lanet olsun ki hepsi fiziki. Ama sende o atomlar öyle bir düzenle birleşiyor ki bir bilinç elde ediyorsun. inek bokunda o yok, inek boku bilinçsiz; ondaki karbon, azot, hidrojen ve oksijen atomları çok boktan birleşmiş; sendeki kadar nizami ve ulvi birleşememiş.

    inek boku kitap okuyamaz, öğrenemez, bilemez, yorumlayamaz, düşünemez ya da inanamaz. inek boku bir ineğin götünden yola düşmüştür. Başka bir güç ona etki edene, onda bir şeyleri değiştirene kadar olduğu yerde durur, güçsüzdür, devinimsizdir.


    Belki inek boku var olduğunun farkında olsaydı o da kendini geliştirmeye çalışırdı mesela inek boku olmaktan kurtulmaya çalışırdı. Kendi gibi olmasına değin başka boklara üstünlük verirdi ve böylece aracı olarak kendini putlaştırırdı. Çünkü güçlü olma isteğinden ötürü.


    Ama var olduğunu bilmiyor o kadar rezil bir halde inek boku. Oysa sen biliyorsun. Var olduğunun farkındasın. Bir vücudun içinde biyolojik mi yoksa metafizik mi olduğu bin yıllardır tartışılagelen bir bilinçsin.


    içinde hapsolup kaldığın bedeninin dışında ne varsa sürekli değişiyor, bedenin de değişiyor sabit kalan tek şey bilincin. Sen ufacıksın, senin dışında kalan şeylerin toplamı çok büyük ve sen, senin dışında kalan şeylerin neler olduğunu öğrenmekten kaçıyorsun. Çünkü korkuyorsun. Öğrendikçe ne kadar küçük, ne kadar "GÜÇSÜZ", "aciz" olduğunu anlayacaksın. inek boku gibi olmak istiyorsun çünkü inek boklarının ne kadar küçük olduklarına dair korkuları yoktur.
    inek bokları başlarına gelecek en büyük yıkımları, mesela tezek yapılıp da bir sobada yakılacak olmayı dahi umursamazlar. umursayacak fonksiyonları gelişmemiştir.


    Bilmek, sadece bilinci olanların yeteneğidir. bir bilinç bilmekten kaçıyorsa eğer, öğrenmeyi, düşünmeyi reddediyorsa eğer inek boku gibi olmak istiyordur muhtemelen.

    O tür bir bilincin nirvanası, gelebileceği nihai nokta, en büyük hayali: inek boku gibi olmaktır. Ne mutlu onlara, bilmekten kaçanlara, öğrenmeyi reddedenlere, varoluşu ile yüzleşemeyenlere; mutluluk aşağı yukarı o anlama geliyor çünkü: farkındalığa sahip olamama durumunun geçici ve kısa bazı süreçleridir mutluluk. Hem mutlu hem farkında olunmaz; ya mutlu olacaksın ya da farkında. Mutluluk basit olmaktır, basit yaşamaktır, bilinci kapatmaktır.
    Zor gelen savaşmaktır, bize farz kılınan savaş: "üretmek"


    Mutluluk inek boku olmaktır. işte bu yüzden belki de Marx komünizme giden yolda yapılması gerekenler için koca koca kitaplar yazıp, külliyatlar düzüp de komünizmin kendisini: " başka hiçbir şey yapmak zorunda olmadan öğlen bir kaç balık tutup akşam da yemekten sonra biraz eleştiri yapacak bir hayatı yaşayabilme özgürlüğü" şeklinde tanımlar.
    öyle ya,
    iktidar mücadeleleri, savaşlar, devrimler, koca koca silahlar, makineler, uçaklar, bürokrasi ve demokrasi aygıtları, bütün bir eğitim düzeni bu kadar basit bir amaç uğrunadır sadece:
    insanın özüne dönmesi, insanın tekrar doğal olabilmesi, insanı "bilinç" denilen ve sürekli doğallıktan, kendinden, özünden koparan o virüsten kurtarabilmek.
    Bilinç, dış dünyayı sabote eden bir tür virüstür. insan bilincinin olmadığı yerde doğa ve uzay trajedi sözcüğünün tanımlanmasının dahi mümkün olmadığı bir düzende olması gerektiği gibi kendi kendine kurduğu mekanizmalarla çalışır gider. Dış dünyaya meydan okuyan ve onu geri dönüşü olmayacak şekilde değiştirebilen tek canlı insandır. insan bunu sadece bilerek ve inanarak yapabilir. Bilmek ve inanmak da bilincin eseridir.

    Varoluş ile yüzleşmeyi istememek bir seçim ya da bir zorlama olabilir; 60-70 yıl boyunca 2 kilometre çapındaki çevrenin dışında olup bitenlerle ilgilenmeden, sorgulamadan geçmişi ve geleceği düşünmeden yaşayıp da ölüp gidecek olmak özgür görüşün ya da nedenselci gücün bir sonucu. iki durum da kimseye böyle elim bir oluşu yargılama kazancı(hakkı) vermiyor.


    Örneğin adam bir inek boku gibi var olmak, var olduğu çevrede biraz zaman geçirmek, ardından yok olmak istiyor. Kendi odağındaki gücü korumanın yolunu bunda bulmuş, bu "bulma"nın bir seçimi mi yoksa nedeni olan bir sürecin sonucu mu olduğunu bilmiyorsun ve senin bu trajediyi yargılama ya da ötesine de geçip aşağılama kazancın yok.
    Seni asıl kahreden şey karşındakinin varoluşla yüzleşmesinden kaçışı değil; senin varoluşla yüzleşmekten kaçamıyor, onun gibi olamıyor oluşun. Oysa ne kadar mutlu olabilirdin bilincin eski düzende çalıştığı gibi algısı kapalı, farkındalığı düşük biçimiyle devam kılabilseydi.
    Bu kadar çok şey bilip de ne kadar güçsüz olduğunu farketmeseydin hiç. Algılarını kapayıp da kendini gerçekten bir şeyler sanmaya devam etseydin güzel olmaz mıydı?
    Güzel olmaz mıydı! sen de tek amacı inek boku gibi olmak olan bir bünye olaydın?


    Sen varoluşunun farkındasın artık ve iş işten geçti. bu yolun geri dönüşü yok. Geçmişte bilincin gözünü yanıltan eseri olan o mutlu günler geri gelmeyecek, daha uzak olacaksın her şeye, daha yalnızlaşacaksın geçen zamanla, mutluluğa dair elinde umut sözcüğünden başka kalan hiçbir şey yok.
    Sen kırmızı hapı aldın, Matrix'in o güzel çekici şeylerini savdın başından ve gerçek dünyayı seçtin.
    Bu dünyada sorgulamaktan ve "her şeyi bilene kadar" bilmek için çabalamaktan başka çözümün yok.
    Yarıda bıraktığın zaman daha fazla acı çekeceksin. Her şeyi ama her şeyi en ince ayrıntısına kadar bilmek için öğrenmek senin hayatının anlamı oldu. Hayatın anlamı senin için değişti. Hayatta kalmak için bilmekten; bilmek için de okumaktan, düşünmekten başka çaren yok.
    Sonra tüm bu uğraşları Allah'ın yeryüzünde halifesi olmak için yaptığını, Allah'ın yasalarını ortaya çıkarttığını anlayıp anlamlandırmaya başlayacaksın.
    Boş vakitlerini uğraşlarınla değerlendireceksin.
    Eşini alıp gezeceksin karış karış, mücadele sürecek ölene kadar.
    Ve ölene kadar her insana yaradanın eseri olduğu için gülümseyeceksin.
    heyecanın hep olacak.
    öyle işte.
    .

    1

    bizi takip edin

    omü sözlük © 2015


    birtakım şeyler: iletişim - - -