unutulmuş bir ada, unutulmuş bir son

  • Bir Okan Aksoy hikayesidir. çok etkileyici noktaları vardır.

    Karaya iner inmez saniyeler önce duran yağmurun toprağa bıraktığı ıslak koku burnunda hoş bir tat bırakmıştı.
    Havanın serinliğini sinekkaydı tıraş olmuş yüzünün tüm gözeneklerinde duyumsadı.
    Adanın çamlıklarına benzeyen gözleriyle dağın eteğine kurulu köyüne bakındı.
    Yeşil dağların üstünden köye çığ düşercesine görüntü veren sis adadaki alanın çoğunluğunu örtmüştü.

    Kireçle boyanmış tek katlı sayısı en fazla otuzu bulan evler birbirlerine düzensiz olarak konumlanmıştı.
    Avlularından köpek sesi eksik olmayan,
    geçimi balıkçılıkla hayvancılığa
    bağlı
    olan
    köylü
    yağmurun
    vermiş
    olduğu
    çalışma
    izniyle
    evlerinde
    dinleniyorlardı.

    Deniz adanın dört bir yanını sarmalamış içindekileri de dışarı salmamak için doğayla iş birliği yapıyordu.
    Burdan kasabaya ulaşmak için en az bir saatlik yol çekiyorlardı.
    Özellikle kış aylarında artan dalgalar küçük teknelerini parçalıyor sağlık ocağı olmayan köyün halkına acı vermekten hiç çekinmiyordu.
    Devlet burayı bir kez anımsamıştı.
    Ancak bu köylünün çokta hoşuna giden bir durum olmamış ormanlarını milli park alanı yaptığını duyurarak adalılara küçük bir alan bırakmıştı.
    Devlet adaya ilk ayak bastığında Tuğrul'da oradaydı.
    Daha yaşı küçükken çamur bulaşmasından nefret ettiği çizmeleri boydan boya kirlenmesine karşın koşarak kıyıya varmış yaşamında
    ilk kez iskarpin ayakkabı görmüştü.
    Bu düşünceleri yolda üç beş çocuğun koştuğu yöne bakarak değiştirdi.

    Çocukların gittiği yer Tuğrul'unda küçükken sık sık gittiği Ata Dede’ydi.
    Ata Dede bu adanın nasıl oluştuğunu buraya nasıl yerleştiklerini
    yarı gerçek yarı söylence anlatıyla yorulmadan her kuşağa anlatır da anlatırdı:
    ''Burası önceden düz bir ovanın üstünde uzaktaki dağlara dek ortada duran tek tepeymiş.
    Tuzlu ırmakların akarken suyun yer altına gitmesine yarayan bir delik varmış.
    Bir gün hakanın oğlu ırmağa düşmüş ve o delikten içeri giderek yitmiş.
    Buna çok kızan hakan o deliği kapattırmış ancak bütün su birikmiş de birikmiş taşmış da taşmış.

    Durum böyle olunca karşıdaki dağlara dek her yer su dolmuş ve bu deniz oluşmuş
    .'' Sonra da nasıl geldiğimizi anlatırdı: ''Buradan kilometrelerce uzaktan geldik çocuklar.
    Bir gün durduğumuz yerde diğer gün durmazdık.
    Daha öne daha ileri der kimi zaman bozkırdan sorunsuz geçer kimi zaman altından dağları eritip göçerdik.
    Niceleri dur dedi bir daha diyecek dil görmedi.
    Sonra güneyden develerinin üstünde baştan aşağı ak giyimli poşu takan esmer benizli adamlar geldi.
    Sonra bir gün durduğumuz yerde bir gün daha durduk.
    Bu uzun süre sürmedi ki ak benizli uzun boylu renkli gözlü insanlar geldi.
    Bunlarla önceden çok karşılaştık.
    Güçlülerdi ancak biz yürüyenler kadar değil.
    Sonra ne olduysa karşılık veremedik.
    Kuzeydeki kardeşlerimizi unuttuk doğudakileri de öyle.
    Batıdakiler de bizi unuttu sandık ancak bize gelen deve üstündekiler onlara da gitmişti.
    Onların hürmetine batıdaki yürüyenler bizi kurtardılar ancak arkada kalanlara ak ayılar ile köpek yiyiciler acımadı.''

    Tuğrul evin kapısını çaldığında karşısında başörtüsünün altında alnıyla başının arkasını sıkıca saracak biçimde ak yazma bağlamış annesini buldu.
    Bu köye gelin gelen annesini yıllar gün geçtikçe daha da yıpratıyordu.
    içeri geçerken iskarpinlerinin hemen hemen her yerinin çamur olduğunu gördü.
    içeriye geçtiğinde iki kız kardeşi ile babası karşıladı onu.

    Babası: ''Kolum bu yıl çalışmaz oldu.
    Kardeşlerin ise yakında gelin gidecekler.
    iyi ki geldin. Sürüye bakacak adam gerekliydi''.

    Tuğrul: ''Ben bu köyden çıktım. ilde üniversite okudum. Şimdi iş sahibiyim. Buraya bunu söylemek için geldim. Bilirsin buraya her zaman gemi gelmez. Bir an önce dönmeliyim. Gidebilir miyim?

    Geminin giderken çaldığı tok korna sesi usulca uzaklaşıp azalırken ezanın başlamasıyla bir daha duyulamadı.


    ------------------


    Bundan sonrası yoktur. isteyen bu biçimde bırakır, isteyen düşlerini zorlar.
    tıpkı sabahattin Ali'nin kuyucaklı yusuf'unda olduğu gibi, yusuf dağlara sürer atını ve bize bırakır Sabahattin bey denetimi..
    Okan bey de aynısını yapmıştır.

    1

    bizi takip edin

    omü sözlük © 2015


    birtakım şeyler: iletişim - - -