favorilere eklediği son 20 entry


... tümü ...
  • insanın başta kendine, sonra işine saygı duyması demektir.

    bir arkadaşımla cumhuriyet meydanı park tarafındaki tarihi bafra lokumcusuna uğradık. (arkadaşım memleketine her gidişinde bafra lokumu götürüyor.) içerde bizi saçı beyaz, kırışıklıklarından tecrübe akan bir amca karşıladı. amcanın yakasında sıkıca bağlanmış bir kravat vardı. bize lokum ikram etti. sohbet muhabbet derken ismini öğrendim, 'çetin abi' demeye başladım. oysa dedemle yaşıtmış. olsun, o benim için çetin abi. anlatmaya başladı. 'günde 13-14 saat çalışman gerekiyor bu meslekte. benim yaşım yetmişi geçti, oğlum da var ama ben ondan daha fazla duruyorum burda. meslek sadece para kazanmak değil ama. bu dükkana gelen insanlara iyi bir şey verebilirsem ne mutlu bana. illa bir şey almak şart mı? gelin çayımı için, bir şey almanıza gerek yok.' dedi. o kadar samimi konuşuyordu ki sanki onun evlatlarıydık. çetin abi dükkandaki lokumları tattırma vesilesiyle bitirmeye başlayınca almak istemedim, kızdı o da. 'ikram edilen zehir olsa alacaksın.' dedi. aldım tabi, oldukça da lezzetliler. konuyu kravata getirdim. 'eskiden insanlar daha düzgün giyinirdi. bayramlarda hele zenginle fakir ayırt edilemezdi. bak şu fotoğraflara (eliyle siyah beyaz iki fotoğrafı gösteriyordu.) onlarda da kravat var. ben işime saygı duyuyorum. ama yetmez. dükkana biri geldiğinde, soru sorduğunda cevaplayabilmeli. yoksa müşteri memnun kalmaz.' bilmiyordu ki ben nasıl memnun kalmıştım, ona nasıl saygı duyuyordum. belki de biliyordu, tecrübe örneğiydi çünkü, yılların esnafıydı. işini iyi yapmanın karşılığı buydu. saygı duymak, işine, müşteriye ve kendine. suriyeli çırağına geldi konu. 'bu yavru ailesine katkı sağlıyor, hem türkçe de öğreniyor. güzel ahlak gösteriyorum ona. daha önce yetiştirdim bir tane, öğrendi gitti o. gazetelerde görüyoruz her gün. zorunda kalmasalar gelirler mi?' diye sürdürdü. (hani şu 'gelmesinler, savaşsınlar' diyen tipler, en çok onlar tanışmalılar çetin abiyle.) lokumlarımızı aldık, memnun bir şekilde dükkandan ayrıldık. fırsatınız olursa yanına gidin, isim vermenize, birileri yönlendirdi demenize gerek yok. tecrübesiyle kalbiyle işini çok iyi yapan bu adam size de samimi davranacaktır.

    4
  • Sezai Aydın, Tiyatro, sinema, dizi oyuncusu ve seslendirme sanatçısıdır.
    Rocky Balboa' nın sesine can vermiştir. o meşhur adriaaaan sahnesi kulağımda çınladı. ayrıca çocukluğumuzun çizgi dizisi Fred Çakmaktaş'ı da seslendirmiştir.
    hatırlanması adına bir örnek.
    [ https://www.youtube.com/watch?v=U2WhfKXUkl4]

    3
  • diğer cem yılmaz filmleri kadar iyi olamasa da bahsedildiği kadar da kötü olmayan film.


    --- spoiler ---

    zombilerden insan avına, kimyasal silah satmaktan soğuk savaşa her şey filmde mevcut. hollywood aksiyon filmlerinin ritüeli, son sahne olarak helikopterle ülkeyi terk etme de var. cem yılmaz gorada uzaylıları kötü yansıttıkları için dünya sinemasına sitem ediyordu, sanırım şimdi de zombiler için bu düşüncede. bununla beraber iki filmdir seyircinin kendisini takip edip etmediğini ölçmeye çalışır bir hali var. pek yakındada olduğu gibi farklı filmlerden alıntı sahneler mevcut. kendisi yine şarkılar türküler söylüyor ve oynadığı tüm filmlerde türkü söyledikten sonra ölmesine göndermede bulunuyor. av mevisiminde kendisinin vurulduğu sahnenin aynısı bu filmde de mevcut. bu sefer vurulansa zafer algöz. ilginçtir, ozan güven yok filmde, ben de şaşırdım. filmde avrupa'ya giden bir türk olabildiğince güzel ve komik yansıtılmış. filmin başında batı hayranlığıyla dolu, orada farklı bir dünya olduğunu kabullenen karakterlerimiz var. (çok uzun sürmüyor bu hayranlık.) yosi kohen de filmde oynayan oyunculardan. onun canlandırdığı karakter ise kendi insanını sevmediğinden midir, yoksa çok iyi bildiğinden midir bilinmez, cem yılmaz'ın yansıttığı avrupa'ya giden türk modeline tamamen karşı, film boyunca da bu karşıtlık devam etmekte. türk karakterlerin ingilizce ile imtihanı da filmin komik unsurlarından. son olarak filmde cem'in abisi can yılmaz da yer almakta.

    (bkz: who is you?)

    --- spoiler ---


    filmin eleştirilmesini anlıyorum ama bu gözler neler gördü;

    (bkz: türkler çıldırmış olmalı)
    (bkz: destere)
    (bkz: pak panter)
    (bkz: amerikalılar karadenizde 2)
    .
    .
    .

  • uzatmalardagelengol: nick ile isim arasında bir bağlantı kurunca "yeter" olabilir

    1
  • Neşet Ertaş adamın biri ile tanışıyor ve şarkı söylüyor, çok beğeniyor Neşet Ertaş'ın sesini. Bu kişinin çevresi geniş. Neşet Ertaş'ı bir radyo kanalına çıkarıyor. Şarkısını okuyor ve çok beğeniliyor. Beyefendi diyor ki "sana burada bir iş ayarlayalım, burada sahneye çık, paranı kazan, burada yaşa, bizimle beraber müzik yap" Neşet Ertaş kabul ediyor. Bu beyefendi Cebeci'de Ahu gazinosunda bir iş ayarlıyor. Bir süre çaldıktan sonra radyoda da eserlerini okuyor ve yavaş yavaş tanınmaya başlanıyor. Bir süre sonra gazinoda Leyla diye bir kızla tanışıyor, aşık oluyor. Babasına haber gönderiyor. "Baba ben evleneceğim." diye. Babası Muharrem Ertaş, Ankara'ya Neşet Ertaş'ın yanına geliyor. Han'ın önünde müzik mağazasının önünde sohbet ederken Leyla içeri giriyor. Babasının elini öpüyor. Muharrem Ertaş dışarı çıkıyor ve Neşet Ertaş'a diyor ki: "Bu kız bizim dengimiz değil, ben bu kızı kabul etmiyorum." Neşet Ertaş ne kadar baba sevgisi yaşasa da gönlüne engel olamıyor ve Leyla ile evleniyor ve üç çocukları oluyor. Bir süre sonra anlaşamıyorlar ve ne yazık ki ayrılıyorlar. Ayrıldıktan sonra adeta efkar yaşayan Neşet Ertaş 3 beste yapıyor: Cahildim, dünyanın rengine kandım (Babasına), Tatlı dillim güler yüzlüm neredesin sen (Leyla'ya), Yazımı kışa çevirdin Leyla'm (Leyla'ya). Radyoda adı duyulmaya başlayan Neşet Ertaş evlendikten sonra ününü kaybediyor ve bu besteler ile tekrar çıkış yapıyor. Ama çıkış yapmasını pek fazla önemsemiyor.

    Bir gün gazinoda çalarken, bağlamada sol eli tuşa basmıyor. Hemen hastaneye kaldırılıyor. Sol tarafı felç geçirmiş. Almanya'ya akrabalarının yanına tedavi olmaya gidiyor. Tedavi olurken müzikten soğuyor ve daha müzik yapmamak istiyor, "yapmayacağım" diyor. "Bir gün memleketimin radyosunu açtım (TRT) Bir baktım bir bayan sesi. Rahmetli Neşet Ertaş'tan Tatlı dillim güzel yüzlüm neredesin sen. O an benim memleketimin kanalı hata yapıyorsa vardır bunda bir iş. Ben Ankara'ya gideyim." diyor. Türkiye'ye, istanbul'a dönüyor. Kalan Müzik firması aracılığı ile sahneye çıkıyor. Üzerine bir beden büyük ceket giymiş. Bağlamayı eline almış. Her yerde "Neşet Ertaş ölmedi" diye slogan var. Çıkıyor sahneye karşısında binler var. Bir parça okuyor, binler karşısında; hafiften terliyor ve diyor ki "Yüksek müsaadeniz ile biraz terledim de, ceketimi çıkartabilir miyim?"
    Böyle güzel bir aşık, böyle iyi bir insan, sanatçı gibi sanatçı ne dünya'ya ne de ülkemize bir daha zor gelir. Lakabı "garip" olan bu güzel adam, gerçekten de adam.

    3
  • 1991 doğumlu oyuncu ve modeldir. robin thickenin 'blurred lines' klibinde ve maroon 5ın 'love somebody' klibinde yer almıştır. gone girl adlı filmde de oynamıştır. kalbi olan izlemesin derim.


    düzenleme: yazar dostlardan mesaj geldi. şunları da belirtmemi istediler:

    'yaratılırken ekstra mesai yapılmıştır. zira bu güzelliğin başka açıklaması olamaz.'
    'bu kadın aynı anda hem iman hem de tereddüt nedenidir.'
    'bu güzellik bir yaratıcı olmadan açıklanamaz.'

    1
  • ülkenin, kadını objeleştiren, cinselliği sadece kendine verilmiş bir hak bir lütuf olarak kabul eden, haksızlığa uğrayan kişi yakını olduğunda ahlak polisi kesilen ama bu tutarlılığı yakınlarının olmadığı ortamlarda uygulamayan, tabiri caizse kendine müslüman sapkınlarla dolu olmasından kaynaklanmaktadır. haklı olarak endişelenir o kadın veya kız. o kadın veya kızın yakınları da endişelenir. yaptırımlar daha radikal olmadıkça da endişelenmeye devam etmeliler. çünkü kravat takana indirim var. çünkü düzgün giyinene indirim var. bu ayıp bize yeter de artar. (özgecan davasında bu indirimleri uygulamayan hakimlere, 'insanlara' minnetlerimi sunuyorum.)

    (aynı hödüklerin gündem sarsan olaylar karşısında duyar kasması da karaktersizliğin bir başka versiyonu. olay gerçekleşir, duyarlılık gösterisi yapılır ve mevzu orda kapanır. bugün nerdesin? değer deniz öldüğünde nerdeydin? doluyum sözlük. bu ibnelere prim verilmesinden rahatsızım. ahali beni affetsin.)

    4
  • yaşayan efsanedir! dünyaca ünlü, gitarın hakkını veren adamdır. şu anki hali lord voldemortu hatırlatmaktadır. oldukça sakin ve bir o kadar da güzel bestelere sahiptir. müthiş teknik olmasının yanı sıra kulağa oldukça tatlı gelir. aşık veysel hayranlığı dolayısıyla 'asik veysel' ve 'andalusia' adlı parçaları bestelemiş ve ona ithafen professor satchafunkilus and the musterion of rock adlı albümüne eklemiştir. bunların dışında 'flying in a blue dream', 'god is cryin', 'crush of love' gibi çok sağlam parçaları vardır.

    ilgilenenler için;

    https://www.youtube.com/watch?v=zribiFMJnEc

    https://www.youtube.com/watch?v=6SCCIXP0nXs

    2
  • sabaha kadar ders çalışıp sabah 7de kalkabilmem büyük yetenek bence

  • katıldığım düşüncedir.
    bunun sebebi omü sözlükte yazarlarının maalesef " sözlük " ile " forum " anlamlarını karıştırmaları olabilir. beni lütfen yanlış anlamayın kimsenin yazdığına karışmak haddim değil ancak üye olduğumdan bu yana açılan başlıklar ve başlıkların altına yazılan entryler sözlük formatından ziyade forum formatına kayıyor.
    sözlükte insanlar dini görüşleri, kişiler, markalar vb. milyarlarca şey hakkında fikirlerini belirtebilirler ancak bunu sözlük formatına uyarak gerçekleştirirlerse en azından bu site amacına ulaşacaktır.

    (bkz: sözlük formatı nedir)
    örnek vermek gerekirse;

    örnek başlık: kemal sunal
    sözlük formatına uygun sayılabilecek entry örnekleri;
    1- başarılı / başarısız komedi oyuncusu.
    2- her daim türkiye'de izlenen hababam sınıfı filminde inek şaban rolünde oynayan kişi.
    3- daha 55 yaşındayken uçakta kalp krizi geçirerek hayatını kaybetmiş oyuncu. ben filmlerini çok severim / hiç sevmem. adamın bir gülüşü var, istisnası yoktur ki yüzümdeki kaslar değişir / değişmez.

    sözlük formatına uygun olmayan entry örneği;
    1- bu adama kötü oyuncu diyen maldır. siz gidin şunu izleyin. gerizekalılar.

    sonuç olarak: yazdığınız entrynin içerisinde, birisi okuduğu zaman bir bilgi öğrensin. bu bilgi sizin yorumunuzda olabilir ki okuyan kişinin farklı bir bakış açısıyla olaya bakmasını sağlar.
    kendi düşüncelerim bunlardır, saygılarımla.

    6
  • Başka yerde suç aramaya gerek yok herkes önce aynaya baksın. Kaçınız sadece kendi semtinin takımını tutuyor ? Ülke olarak futbolu 3-4 klüpten ibaret görürken şimdi kime neyin suçlaması olabilir. Armaya değil kupaya endeksli futbolseverlerin ayıbıdır şu konumda olmamız. Avrupa'nın en kıçı kırık şehir takımı bile bir sezonda 10 bin üzeri kombine satarken bizim şehir takımlarına sahip çıkan bir taraftar bile yok, kimse bunu sadece passolige bağlamasın çünkü herkes oturduğu yerden taraftarlık yapıyor. Kaç gece deplasman yapmak için sabahladınız ? Ya da 13-14 saat yolu bir de dönüşte mağlup olarak çektiniz mi mesela ? Ben yaşadım ve defalarca yaşadım, bundan da gurur duyarak söylüyorum Samsunsporluyum, 'başka ? Diye soranlara inat Sadece Samsunsporluyum'. Belki bir defa bile şampiyonluk göremeyeceğiz, hatta belki de amatör liglere bile düşebiliriz ama bizim bi kavgamız var diyebiliyorum göğsümü gere gere. Diyebiliyorum ki arkadaş benim şehrim hep en iyi olmalı, sporda olsun, kültürde olsun, eğitimde, sağlıkta ve nicelerinde. Ama en önemlisi spordur niye biliyor musunuz ? Çünkü şehri temsil eden en önemli kurumdur ülkemizi baz aldığımızda. Bir Trabzon deyince insanların aklına Trabzonspor geliyorsa bu bir başarıdır, bir Bursa deyince insanların aklına 2009-2010 şampiyonu Bursaspor geliyorsa bu şehir için bir başarıdır, Bir Samsun denilince akla birbirinden güzel koreografi yapan taraftarı geliyorsa işte bu bir başarıdır ve bizim böyle tanınmaya ihtiyacımız var. Cefa her zaman tribünlerde çekilir, tv başında değil ya da birisine futbol hakkında bir şeyler söyleyebiliyorsanız bunu önce kendinizden örnekler verebilecek durumda olun. Ama tabiki kimsenin işine gelmez tuttuğu takımın mağlup olması, hatta çoğunuz yenilgiyi hiç kâale almazsınız bile çok büyük bir maç olup da yarın olduğunda karşı takımın taraftarı sizinle dalga geçmedikçe. Ama ben Samsunspor yenilince uyku tutmuyor mesela, sabah 9 da dersim olsa bile 5 e 6 ya kadar uyuyamıyorum çünkü ben şehrimi savunuyorum arkadaş, ben şehrimi seviyorum onu her zaman en ileriye taşımak benim görevim. Kimse size oturduğunuz yerden keyfinizi bozun, deplasmana gidin demiyor ya da gs'yi fb'yi bjk'yi tutmayın demiyor ama şehrinizin takımını hep ikinci takım olarak tutarsanız bu durum asla düzelemeyecek. Birisi bana hangi takımı tutuyorsun dediğinde Samsunsporluyum deyince diyor ki demek ki Samsunlusun ama bir Düşünsenize takımın diyelim ki fb ya da gs, doğduğun, büyüdüğün şehir Ordu, Rize, Sivas, Kayseri vb. Size de saçma gelmiyor mu cidden tuttuğunuz takımın, memleketin gibi kokmaması ? Bir Anadolu klübünün başarısızlığı, küme düşmesi, borç batağında olması hiç gündeme gelmezken 3 klübün bir mağlubiyeti bile haftalarca gündem konusu oluyor. Peki bunun sorumlusu kim ? Çocuğunuza doğduğu andan itibaren futbolu üç klüpten ibaret gösteren sistem mi, yoksa doğduğu şehrin takımını tutmayıp bu konuda duyarsız kalan büyükler mi ? Aslında ne desem de kimsenin umurunda olmaz neden biliyor musunuz ? Kimse senin çektiğin zahmete değil, kupana bakıyor Türkiyede ve Kupa almak bir ticarete dönen ülkemizde varsın benim bir kupası dahi olmasın takımımın umrumda mı sanki, ben sevdamı bilirim, nelerden vazgeçtiğimi, uğruna neler çektiğimi bilirim. Şimdi sebep arayan varsa gitsin önce futbolun 6 harften daha öte bir şey olduğunu öğrensin ondan sonra aslında cevabı aramaya bile gerek duymaz

    Edit: eksi veren arkadaşlar okumaya mı üşendi acaba yoksa okudu da işlerine mi gelmedi merak ediyorum

  • Şu saatte kesinlike en iyi giden yaratı.

    1
  • gün içerisinde düşünmeye cesaret bulamadığım her şeydir.

    uykuya beş kala, güven kaygısının olmadığı anlar bunun için fazlasıyla uygundur. zira vücut durulmuştur. bu demek değildir ki hisler daha az acıtacak yahut coşku daha az hissedilecek. ışığın kapatılmasıyla birlikte, yanınızda biri olsun veya olmasın, pelerin çekilir, maske takılır, cesurca davranıp üstüne gidilmesi gereken bütün mevzular elden geçirilir, hatta duruma göre iç sesle tartışılır.

    sonra bir bakmışsın sabah ezanı okunuyor.

    2
... tümü ...

bizi takip edin