en çok favorilere eklenen entryleri


... tümü ...
  • mor koyun amsterdam yollarında uzay kekleri ile imtihan olurken çek cumhuriyetinde donsuz sevişmiş.

    1
  • ölüm ölüm dediğin nedir ki gülüm, ben senin için sevişmeyi göze almışam

    2
  • (bkz: requiem for a dream) 1978 tarihli Hubert Selby, Jr.'ün romanından, 2000 yılında sinemaya uyarlanan film.yaşadığım hayatın benzerliğinden yada kendimi onlara yakın hissetmemden kaynaklanan çeşitli etkenlerle kendimi yakın hissettiğim bir kurguya sahip. bir arkadaşımın eleştirisini de size iletmezsem olmaz,

    !---- spoiler ----!

    winterdan sonrasını izlemeyin

    !---- spoiler ----!

    ekstra olarak filmde gözlemlediğim bir olayı paylaşmak istiyorum: başrol'de bulunan (bkz: jared leto) 'nun rüyalarında gördüğü iskele olayını maalesef çok geç idrak ettim. evet anlayışım kıt olduğu doğrudur. ilk gördüğü iskele rüyasında kız arkadaşı orada onu beklerken, filmin ikinci kısmında gördüğü iskelede hiç kimse yoktu.

    ben bu olayları, filmin ilk yarısında kız arkadaşına bütün umutlarını yükleyerek rüyasında onu iskelesinde görmesine, ikinci olarak iskeleye gittiğinde ise hiç bir umudu kalmamasına karşın iskelenin boş olmasına bağlamıştım bu durumu. fakat olay öyle değilmiş (galiba)... sonradan fark ettiğim yada yorumladığım ise; umutları kazanacağı uyuşturucu parası yada hayal ettiği yaşama kavuşmak değil, gerçekten kız arkadaşıydı. her şeyi onun ile olmak adına yapıyordu, ve ortak zaafları olan uyuşturucu bunun sonunu hazırladı.

  • genelde film ve kitaplarda sıkça duyduğumuz ve doğru olması olası olan, ironi dolu cümle, deyim. işin komik kısmı iyilerin her zaman kazandığı tek şey hayaller dünyası (kitaplar, yazılar, sanat eserleri, umutlar, idealler) iken iş pratiğe döküldüğünde muhakkak kötüleşen bir şeyler söz konusu oluyor. başlangıçta " aynı anda herkesi memnun etmek imkansız " söylenir ve yavaş yavaş bütün çevre ve takipçilerinden arınarak (beğenisi düşerek) kişinin sadece kendini tatmin ettiği noktaya geliniyor. yalnızlık buradan mı doğuyor yoksa yalnızlık bu ideallerin başladığı yerden mi geliyor bunu tam olarak kestiremiyorum.

    herkes kendini iyi düşünür, iyi yaptığını düşündüğü şeyler vardır, onlar için bir kötü simgeside bulunan ve muhakkak haklı olduğumuz yüz binlerce konu sayılabilir. iyilik de haklılık kadar göreceli oysaki. etik felsefesinde sokrates amcam aslında genel bir iyilik ve genel bir kötülük olabileceğini savunmuştu, fakat bu mümkün değil. septisizm'i doruklarında yaşayan biri olarak dünyada etik ve herkes için genel olarak iyi olduğu düşünülecek hiç bir şey yoktur (bunun için bana örnek verdirmeyin, hayal gücünüzü mastribasyon dışında bir iş için kullanın). ama özgür iradem ile size bir sır verebilirim. sanırım ben hem kendi hayatımın hem de hayatımda olan insanlar için, filmlerde olan kötü adamlar misali bu hayatın kötü adamı rolünü üstleniyorum. trajikomik olarak bundan keyif almama rağmen saçma anime filmlerinde kötü adama empati duymamızı sağlayan acılı geçmişe de sahip değilim. ben sadece kötüyüm sanırım.

    kötü olduğunu anlatıp, iyi bir şey yaptığını iddia eden (bkz: son sigaram la valla bak)'ı dinlediniz, söz sende omü sözlük.

  • bugün açılışı yapılan (bkz: osman gazi köprüsü)nün fiyatlarını gördükten sonra aklıma gelen, devlet reisinin sözünün geçerliliğini ve türk halkının bağlılığını ve suskunluğunu bizlere ispatlayan hikaye.

    Padişahın biri, koyduğu yüksek vergilere halkın hiç tepki vermemesine kızar olmuş. Vezirlerine, "Filanca yerdeki şehre gidin. Oradaki köprünün başına bir adam koyun. Geçen herkesten 1 akçe alsın." demiş. Vezirler padişahın dediğini yapmış. Şehir halkından ses seda çıkmamış. Padişah bunun üzerine kızarak, "Köprüden çıkandan da 1 akçe alınsın" demiş. Vezirler emri yerine getirmişler. Yine bir tepki gelmemiş, buna çok kızan padişah hemen emir vermiş: "Köprünün ortasına bir adam dikilsin. Geçen herkesi sırayla siksin" demiş.

    Emir yerine getirilmiş. Halktan yine tık yok. iyice küplere binen Padişah, tüm şehir halkını meydana toplayıp hiddetle haykırmış: "Bre mendeburlar. Hiç mi şikâyetiniz yoktur benim devletimden. Niye böyle susup durursunuz?" Kalabalıktan çıt çıkmamış. Daha da kızan Padişah: "Eğer tek bir şikâyetiniz bile yoksa hepinizin kellesini uçuracağım ona göre" demiş. Bunun üzerine biri elini kaldırmış:

    * Padişahım şu bizim şehrin tek köprüsü var ya...

    * Evet biliyorum o köprüyü. Yoksa geçiş parası mı çok geldi?

    * Yok padişahım o değil de şu köprünün ortasında duran adam var ya...

    * O adamdan mı şikâyetiniz var. istemiyor musunuz o adamı?

    * Yok padişahım. Tek bir adam olduğu için kuyruk oluyor. Birkaç adam daha koysanız da çok beklemesek.

    4
  • aids'li bir ablamızın, aids'li olmayan bir abimize karşı duyduğu aşk ile sevişememelerini konu alan film. ne biçim filmdi yiea, çok pis ağladım gibi saçmalıklar söylemek isterdim ama, iki kat kondom takıp yine gömerdim ben karıya. yanlış anlamayın seksistlik yapmıyorum, bildiğin film bunun üzerineydi arkadaşlar. kondom olmuyor mu? poşet geçir? bir şey yap aqm

    edit: (bkz: erşan kuneri) mesaj atmış benim de şimdi aklıma geldi. çuval da olabilir lan. yokluğa bak aqm, çorapla yapma ama.

  • türk halk ve sanat müziği sanatçısı. arabesk müziğe çok yaklaşmış olsa da flash tv programlarından öteye gidememiştir. kendisinin sevecen tavrı ve sahne de ki mütavazi kişiliği ile taraflı tarafsız herkesin sempatisini kazanmıştır. kendisi aynı zamanda çok bilgili ve deneyimli biridir. düğün dernek 2 filminde rol almıştır, sırıtmamıştırda. biliyorum hepiniz bu anı beklediniz; ve mustafa keser! aklımda fikrimde hep sen vardın :
    https://www.youtube.com/watch?v=Ot-5azVf8eQ

    2
  • er ve dişi arasında olan farkları ortaya çıkartan özelliklerin bir kaçı veya tümü.

  • bu aralar, buralardayım. işim çok, ama bahaneye gerek yok. bir iki tane yazımı paylaşacak kadar samimiyetinize muhtacım.

    --- spoiler ---

    Merhaba güzel çocuk, sana geleceğinde olabileceğin ihtimallerden biri olduğumu hatırlatarak gülümsüyorum. Büyük ihtimalle ne sen beni hatırlayacaksın, ne de böyle bir yazının varlığını bulacaksın. Olsun yine de ben gülümsüyorum, ne olur gelecekte sen de gülümse.

    Bir gün kim olacaksın çok merak ediyorum. Bu otobüsün içinde çeşit, çeşit insan var. Acaba ergen bir kız mı, yoksa yaşlı tecrübeli bir adam mı, en kötüsü de kendini beğenmiş bir edebiyatçı mı olacaksın? inan bilmiyorum, sadece umuyorum, bizim gibi boş boş gelip, gitmemeni. Sadece istiyorum, bu saf güzelliği bir ömür taşıyabileceğini.

    Hem çocuk, kimse senin kendine zarar vereceğin kadar sana zarar veremez ki! Bir gün aşık olacaksın sende, benim gibi; Hayal kuracaksın, umut edeceksin, arzulayacaksın. Sonra mı? Otobüsün içinde olan biz'den biri olacaksın. Sana bunları yapma diyemem, ama bunlar olmadan da seni sevebilirim. Seni seviyorum çocuk, ne olur büyüme....


    --- spoiler ---

    yazılarım hakkında takipçi olan bir iki yazar arkadaşın olumlu mesajını aldım, belirtmekte fayda var. bunların gündelik yaşamda başıma gelen ve hepimizin yaşaması olası olan durumlara karşı benim yorumlarımdır. seviyorum sizleri, bir tane daha ekleyeyim yakın zamandan.

    --- spoiler ---

    Bugün bir barda siftah parasıyım. Kimse yok, bilmiş barmen, yanan sigaram ve bok gibi şarkılardan başka tabi ki. Arasam kaç kişi gelirdiki? Bu kadar kış kıyamet sokakta, (bkz: son sigaram la valla bak) niye dışarıda? Doğru ya benim sıkıntılarım varmış aşılmayan. Bugün gerçek yalnızlığa cesaret edeceğim demiştim. Dayanamadım yine aldım elime kağıt kalemi, düşmanım olan yeganeyi kaleme aldım, tabi ki kendimi. Biramdan sert bir yudum, peşine sigaramdan ağır bir duman üfledim.

    Yine buradayım korkmayın...

    Paylaşılmayan bir bedeni taşıyorum. iç dünyamda ki nirvana yerini sefil bir hayata bırakamıyor. Az önce adlarını anmaktan vazgeçtiğim iki eski kız arkadaş sırası ile teşvik ettiler telefonuma. ikisine de müteşekkirim, çokta siklerinde olurlardı ya hani...

    Neyse hikayeden çok saptık... Bugün bir düşman elde etmiş gibi gülümdedim, aynada gördüğüm benliğime. Ne olur bilmiyorum ama kendime düşman ne kadar daha yaşayabilirsem, o kadar daha yaşayıp bu hikayeyi yaşanabilir kılmaya devam edeceğim.


    --- spoiler ---

    1
  • izlemeyen yazarlar için; Conan'ın televizyon programına katılan malum ikili, hayranlarından gelen birinin mektubunu okuyorlar. gülmemek elde değil.

    bkz: Bryan Cranston ve Aaron Paul'a gelen ilginç hayran mektubu

    9
  • oyunun crack'ini yaptıktan sonra, football manager 2016 serüvenime 3 gün önce başlamış olup, normal hayatımı tamamıyla sıfıra indirgemiş bulunmaktayım.

    ilk bir kaç dakika hangi takımı seçeceğim karmaşası arasında, yeni oyundur kaza kurşunu olmasın diyerek galatasarayı seçtim. fakat malum bildiğiniz üzere, ekonomi berbat halde. takım da olan 10 oyuncuyu gönderdim, zaten 10 tane oyuncuyu da benden önce ki teknik direktör olan denge dengeoğlu (swf) göndermişti. başladım baştan takım kurmaya, tabi bu noktada da football manager en iyi genç yetenekler listesinden yardım aldım. kalede muslera defansta semih ve koray, sağ bekte tarık sol bekte carole orta sahada selçuk ve şu yeni çocuk adı neydi, neyse önemli değil, sol açık da podolski sağ yasin orta da wesley forvet de buraktı. bir kaç tane genç transfer monte ettim. tolga ciğerci orta saha oynuyor, efsane... çocuk görev adamı yaşı 20-. kaan ayhan alması zor ama yine güzel bir delikanlı. defans, orta saha ve sağ bekte oynuyor. 1-2 yılda bonservisini 5e katlıyor. sinan kurt var bayern de çocuk doğuştan yetenek almak çok zor iş ama geleceğe büyük yatırım, bizim brumanın gol atan ve cesur versiyonu. bu kadro ile ilk yıl fenerbahçeyi geride bırakarak şampiyon oldum. nasıl oldum, zor oldum, ağzıma sıçıldı. o arada da şampiyonlar liginde çeyrek finalin kapısından döndüm, manchester ağzıma yüzüme verdi. sezon bitti işte.

    yeni sezon da ramon diye bir forvet aldım fluminenceden. yaşı 18. real madridden bir orta saha aldım martin diye o da 18-. bir de sağ bek aldım silvan wedber diye. kadronun yapı taşları düzeldi. sağ açık için de yasinden istediğim verimi alamadım her zaman, istikrar yok şerefsizde, anladım yani sonunda denge dengeoğlunu, Jack Grealish diye 20- bir adam aldım onu da oraya koydum, şimdi ligde birinciyiz. şampiyonlar liginde 1. olarak gruptan çıktık, juventus, portolu grupta 12 puan topladık. dedik aha 1. torbadayız, ne gelebilir ki dedik real madrid'i çektik. bahtıma sövdüm, şimdi de takımıma emperyalist güçler tecavüz peşinde, oyuncu gelişimini gören saldırıyor. abi gidin burak'a falan teklif yapın, adamlar yeni transferlere gözü dikiyor. burak'ı alın la nolur bokunuzu yiyim diyesim geliyor ama burak yine her maçta atıyor. anlamadım bu adamı.

    1
  • yine ben diyerek, karşınıza naçizane yazılarım ile duruyorum. bugün bir kaç yazı daha paylaşarak geldiğim yere geri dönmek durumundayım.

    --- spoiler ---

    Gördüklerimize güveniyoruz, güvenmeliyiz de… Gözlerimizin bizi yanılttığı durumlar hiç mi olmadı peki? Misal; Her gece gökyüzüne baktığımızda, aslında milyonlarca yıl geçmişi seyrettiğimizin farkında bile değiliz… O kadar anlam yüklediğimiz yıldızlardan belki de geriye kalan ışıkları seyrediyoruz ve buna onlarca, binlerce mana yüklüyoruz.

    “ Gözler ruhun aynasıdır “ söylemini çoğu kişi savunur. Fakat ruhun aynası olabilecek tek yer ellerdir. Eller çeker her yaşanana rağmen yükü, gözler sürekli var olandan daha iyi bir yer aramak ile meşguldür. Biz bu söylemin biz de bıraktığı etki ile hayatımızı sürdürürüz. Bu bize var olan konumumuzdan bir adım ötesinde olmayı gerektirir. Bu bir döngüdür, istediğin yeri görür ve ulaşırsın. Sonra bunu tekrarlarsın. Böylece hayatımız sürer ve biter.

    Her yaşanana rağmen bize sahip çıkan ellerdir, bizi ayağa kaldıracak gücü ondan alırız. Yaşadığımız ne olursa, olsun her zaman devam edecek delayed’i ellerden alır ve gözlerimizin bize gösterdiği konum için tekrar, tekrar mücadele ederiz. Sonuç ne olursa olsun; Eller yorgun, gözler yine arayış içerisinde kalır.

    --- spoiler ---

    gidenler hep oldu hayatımızda, onları için söylenen acısı ile tatlısı ile olan bütün sözlere...

    --- spoiler ---

    “ Bu gidiş nereye? “
    Bu soru kaç kez içimi kemirdi, sayısını bile hatırlamıyorum. Hayatımda değer taşıyan nice kişi için soruldu, ama söylenemedi… Yine de merak ediyorum nereye gittiklerini? Bir market alış-verişi sırasında ilk kez içimden geçmişti; Ayrılacağımızı bildiğim günün sonunda bana içinde bulunduğumuz marketten bir ihtiyacım olup olmadığını sordu cebinde taşıdığı kredi kartına güvenerek ; “ ihtiyacım olan her şeye sahibim, fazlasıyla sana… “ diye cevap verdim. Gözleri doldu marketin içinde, birkaç saniye olduğu yerden ne o ne de ben kımıldayamadık. Bizim gözlerimizin birbirine sabitlendiği gibi, market içerisinde bulunan diğer insanların gözleri de bize kilitlenmişti. Yine de bu günün sonun da soracağım soruyu değiştirmedi. Gitti.

    Bu ve buna benzer birçok gidiş gördü bu gözler. Bir düşünürün sözlerine göre sanat gücünü yaşanan tecrübelerin acılığından alırmış. Ne kadar doğru ne kadar yanlış tartışılsa da, şu an da içinde bulunduğum konumda benim perspektifimin bu pencereden olduğunu söylemek yerinde olacaktır. Yaşananları değiştirmek mümkün değil, fakat yarattıkları etkilere müdahale etmek sanırım kişinin elinde olan bir durum. Kimi insan yaşadıkları acı olaylara tecrübe diyerek, pollanacılık oynarlar, kimi ise hissettiği acı karşısında lanetler okuyarak bu kaderi değiştirmeye odaklanırlar. Benim içimde ki bu pollanacılığı yürütenin bir orospu olduğuna inanıyorum ben. Bilinen orospu tarifelerinde ki maddi ödemeler gibi benim içimde olan orospunun da ödemesi hayatımda ki iyimser bakış açısının geri dönüşü ile oluyor. Eğer hayatım yaşadığım belirli bir acı tecrübe sayesinde iyi bir sonuç alabildiyse, o işini iyi yaptığına çıkıyordu sonuç. Fakat eğer o tecrübe sadece beni üzüyor ise orospu suçun kendisinde değil bende olduğunu söylüyor ve beni gitmek ile tehdit ediyordu. Evet yanlış duymadınız beni tehdit de ediyor… Haklıydı da belki de, sonuçta o beni daha önce yaşadığım hataların benzeri olacağı konusunda uyarmış olmalıydı. Ben onu dinlemeyecek ve olayın büyüsüne kapılacak kadar kör olmam dışında tabi… Yine de kendisinin bir orospu olduğu gerçeği değişmiyor tabi ki. Hatta uyku perim ile eşcinsel bir ilişki içerisinde olduğunu da düşünüyorum, yatağa yattığım çoğu zaman. Çünkü ne uykum geliyor ne de beni iyi hissettirecek bir düşünce. En azından yatakta tek başına uzanırken, onların birlikte yatması ile kendimi avutuyorum.


    --- spoiler ---

    5
  • --- spoiler ---

    birdman, ülkemiz de yayımlanan ismi ile cahilliğin umulmayan erdemi.
    ülkemiz de film isimlerine karşı yapılan bu katliam yıllardan beri süregelen bir durum olduğu için, artık şaşırtmıyor seyirciyi... yapım, 2015 oscar ödül töreninde yılın filmi ödülüne laik görülerek bütün kamuoyunun dikkatlerini üzerine toplamayı başardı. fakat filmin ilgi toplaması, oscar ödül töreninden çok daha öncesine dayanıyor. filmin yönetmeni alejandro gonzález iñárritu, kullandığı çekim tekniği ve olağanın yaklaşık üç belki de dört katı uzunluğunda ki sahneler ile çekim devam ederken iyi-kötü eleştiriler almaya başlamıştı. bir saat elli dokuz dakika süren film, her şeye rağmen izleyiciye biraz daha uzun olabilirdi lafı ile matineden ayırıyor. ki bu da filmi iyi bir film yapmak için gereken ayrıntıların başında geliyor.

    film genel anlamı ile yıl boyunca yapılan bütün filmlerden farklılık göstererek bu ödüle laik görüldü. bunlar arasında yönetmenin olağan dışı perspektifi sayesinde kullanılan çekim tekniği baştaydı. dikkati mekan veya karakterin mevcut durumundan çok diyaloglara ve olay örgüsüne bağlamak için yönetmen, yapımı tek kamera ile tamamladı. kamera başrol de olan michael keaton ve edward norton'a bütün bir film boyunca bağlı kaldı. bağlı kaldı kelimesini mecazi anlamda kullanmayı şu an istesem de, gerçekten bağlı olduğu izlenimini uyandırdı biz izleyicilerde. filmi izlerken o odada michael keaton yada edward norton'un arkasında hissettik kendimizi ve onlar ile bir brodway tiyatrosu içerisinde gezdik. sahne uzunlukları yazımın başında söylediğim gibi, oldukça uzun fakat sıkıcı yada olay örgüsünü kaçıracağımız kadar detay içermiyordu. diyaloglar kısa ve öz olması bunu daha da perçinledi. gereksiz tek bir kelime olduğunu düşünmüyorum film içerisinde. bir kişinin sırtına bağlı olan kamerayı izlemek de ne gibi farklılık olabilir der iseniz: orada dur demem gerekiyor. yönetmenin özellikle bu konuda oyuncular ile çalıştığını söylemeliyim. filmin en büyük ayrıntılarından biri de bu. oyuncuların, duruşları, diyalogları ve zamanlamaları kamera ile mümkün olandan çok daha fazla uyum içerisindeydi.

    film bir brodway tiyatrosu içerisinde geçiyor, böylece başrol gibi baş mekan da bir brodway tiyatrosu oluyor. kısıtlı bir mekan izlenimi veriyor bu izleyiciye, ancak görüntü yönetmeninin kurnazlığı sayesinde mekan içerisinde ki duvarlara bile mana yüklemek mümkün hale geliyor. filmin konusuna değinmeden önce hatırlatmamız gereken bir ayrıntı daha var. filmin başrol'ünde ki michael keaton, daha önce batman serisinde iki film de yer aldı. birdman isminden de anlaşılacağı gibi " kuş adam " felsefesi ile film içinde yer alan bir kurgu. bu kadar güzel ayrıntıya rağmen, konusu ve senaryosu oldukça kısıtlı maalesef. " filmin geçtiği zamandan yirmi sene kadar öncesinde, birdman filmleri ile oscar kaldırmış bir oyuncunun tekrar yükselme çabasını anlatıyor. " dersem yanılmış olmam. " bu kadar mı? " evet maalesef bu kadar. edward norton ise farkını film de gözüktüğü ilk andan son ana kadar hissettiriyor. bu gibi faktörler ile film oscar da dahil olmak üzere bir çok ödül ile eve dönüyor.

    film izleyicide sonunun biraz daha olağan bitmesi ile mutlu ayırabilirken, soru işaretleri ile " cast " yazısını sokuyor. her yazılan ve çizilene rağmen tekrar, tekrar izlenesi bir yapım ortaya çıktı.

    --- spoiler ---

    3
  • bir çok insan için farklı kişilerin birlikte anılabileceği, göreceli bir durumdur aslında. kimi için (bkz: barcelona), kimi için ise (bkz: izel çelik ercan). fakat benim için rüya takım bütün dünyayı etkilemeli. gücü ve kudreti karşısında onları gören herkes şok olmalı.

    link

    orada ki isimleri sayarken bile korkuyorum. titriyorum sözlük...

    rüya takım'ın bir çok etkinliği var ama şu kenarda kalsın:

    link

    2
  • ideal gaz yasası, sadece teoride olan ideal gazların durumları hakkında denklemler sağlayan bir yasadır. Bir miktar gazın durumu; basıncı, hacmi ve sıcaklığına göre belli olur. Bu denklem aşağıdaki gibidir:

    \ pV = nRT
    P paskal olarak basınç,
    V kübik metre olarak hacim,
    n gazın mol sayısı,
    R gaz sabiti (8.3145 J/(mol K
    )
    T de Kelvin olarak sıcaklıktır.)

    link

    --- spoiler ---

    az önce arkadaşım ile skype da konuşurken kendisine soğuğa oturmamasını bunun gaz yapacağını söyledim. kendisi de bana bunun mümkün olmadığını bu yasa ile anlatmaya çalıştı. aynen skype da şunları yazdı
    basinc * volume = numara particle * 0.0821 L-atm / mole-K * temperatur
    T kucuk => basinc buyuk
    volume degistirmez
    bu yuzden sen yanlissinnnnn

    şimdi ben ona soğuğun gaz yaptığını açıklayamıyorum. en son deney yapmaya çalışıyoruz, kıza çıplak ayakla soğuk fayanslara bastırıyorum.

    --- spoiler ---

  • merhaba sevgili omü sözlük yazarları.

    bugün sizlerin karşısında, başlıktan da anlaşılacağı üzere hayırlı bir iş'in temelini buraya atmak için bulunmaktayım.

    omü sözlük de çok farklı alan dallarında, uzman olarak nitelendirilebilecek bir çok yazar arkadaş mevcut bildiğiniz üzere. biz de bu yazar arkadaşlar ile birlikte, isteyenler için yazar isimleri ile isteyenler de gerçek isimleri ile kullanmak üzere bir sanal dergi çıkartmaya karar verdik. içeriği basit olarak; sanat (fotoğraf, resim, edebiyat v.s.), bilim, araştırma yazısı, etkinlik, röportaj, eğlence, röportaj, eleştiri, sitenin enleri olarak düşünüyoruz şimdilik. yayınlanma tarihi olarak da şubatın ikinci haftası olarak bir hedef koyduk önümüze.

    ancak şöyle bir ricam var. dergi içerisine ekleyeceğimiz materyallerin tamamının site içerisinde ki yazar arkadaşlar oluşturacağı için lütfen paylaşmak istediğiniz içerikleri bizden esirgemeyin. şimdilik iyi sözlükler diliyorum.

    iletişim için mesaj yolu ile bana ulaşabilirsiniz.

    edit: (bkz: teknoloji)yi eklemeyi unuttuğum için özür dilerim.

  • bugünü de boş geçmeyerek, iznim olmadan bir çok yerde yayımlanan yazılarımın en azından değerinin tarafımca ortaya çıkabileceği alanlarda tarafımdan paylaşılmasını arzu ederek, bugün de bir kaç yazı yayınlamaya karar verdim.

    --- spoiler ---

    yarın bunu okuyacak insana duyuru;

    bak canım kardeşim, sevgilim, insanım… sen bunu okuduğuna göre ya yazıma zorla ulaşmış yada arzum ve talebim doğrultusunda okuyorsun. sıkılma, bunalma sana beni yada sana seni anlatma çabası içinde yazmayacağım. ortamın, benim bunu yazarken alkol ve sigaranın diretmesi ile konu: aşk, para veyahutta sekse itiliyor. siktir et

    bugün, şu an bu kalemi elinde tutan ben az önce iş görüşmesine girip kendini pazarlayan benin aksine sana dürüst yaklaşacağım. çok değil yine birkaç dakika öncede hayatımın postasını koymuş biriydim. kulağıma gelen efe türküsü buraya yansımayı hak etti şu anda.

    misal etrafta herkes biri ile muhatap, kimi sevgilisi, kimi dostu, arkadaşı… kıymetini bil! ben sadece sana odaklandım. garsonun getirdiği gaz ile ikinci birayı söylemem cüzlanım için külfete, benim için keyife dönüştü.

    konu çok dağıldı bu yalnızlıkta… haklısın sen de sıkıldın, bir de beni anla ama… benim için belki de ilk defa fedakarlık yaparak bu saçmalığı okuyorsun. ikinci birayı söylemem gerektiğini ancak fark edebiliyorum. bu garson ama işinin ehli, iki hoş muhabbet, boş bardağı masadan kaldırıp ikinciyi getiriyorum diye bir diretme; çerez de getir! sanırım kalkmam gerekiyor, biram bitmek üzere ve garson gözünü masama dikti, üçüncüyü söylersem eve kadar yürümem gerekebilir. konu mu? konu buydu sayın okur. şu an! hayatımızda var olan bütün ayrıntılara, düne, bugüne, yarına inat! şu an… bir daha yaşayamayacak olduğumuz o tatlı, acı yada herhangi bir an!

    yavaştan toparlanırken kalemi çantama, yazımı ise size ulaştırma adına çantama koymak zorundayım. ikinci birayı söylemem hataydı, kabul ediyorum. laf aramızda, aramız da yaşanan bu iletişim için değerdi…

    --- spoiler ---

... tümü ...

bizi takip edin