obi wan kenanabi

ikinci nesil yazar

son jedi



son 20 entry

  • 1916 başında vacit, bafra sahili yakınlarında şirin, küçük bir eve taşındı, turgut'la sık sık burada buluştu, cömert hediyelerle turgut'u sevindirmek isteyerek düşüncesizce sağa sola borçlandı. örneğin, 1916 kasımında apple'ın çıkardığı igraf isimli telegraf'ı alıp turgut'a armağan etti.

    kızının vacit'le ilişkisi turgut'un babasını giderek daha çok tasalandırmaya başladı. aradaki gerilim zamanla o denli büyüdü ki, 1916 kasımında kızının sevgilisiyle arasında ağır bir çatışma patlak verdi. 1917 haziranında babası sonunda turgut'u ilkadım'da bulunan sinir hastalıklarının tedavi edildiği samsun ruh sağlığı ve hastalıkları hastanesine yatırdı. böylelikle kızının cavit'le ilişkisine bir son vereceğini umuyordu. 1918 şubatında hala klinikte bulunan turgut, kendisine evlenme sözü veren cavit'le ilişkisini gizlice sürdürmekteydi. 1917 ağustosunda reşit duruma gelen turgut, ruh ve sinir hastalıklarından taburcu edildikten sonra 1918 martında cavit'le evlendi. hemen ardından çift istanbul'a taşındı. cavit, daha önce samsun şubesinde çalıştığı genelev'in karaköy'deki merkezinde görev aldı. turgut'la ilkin kağıthane tarafında mobilyalı bir odada kaldılar, daha sonra 1918 mayısında aksaray'da bir eve taşındılar. cavit akşamlarını kıraathanede dostlarıyla batak oynayarak geçiriyor, turgut da evde yalnız kalıyor, Tercüman-ı Ahvâl ve Âyine-i Vatan gazeteleri için yazılar yazıyordu. ayrıca, arapça dersler verdi turgut ve özellikle arapçadan osmanlıcaya çeviriler yaptı.

    kenanabi kendisiyle ilişki kurduğunda, turgut-cavit'in uzun yıllardan beri samimi dostu olan ferit has'a göre- "giderek çözülen" bir evlilik hayatını yaşamaktaydı. kuşkusuz, evliliğin bu yıkılışında daha çok Samsun'daki gibi istanbul'da da mesleğinden dolayı başka kadınlarla düşüp kalkan cavit'in rolü olmuştu. turgut'un cavit'le neden evlendiğini, onun 1920 mayısında kenanabi'ye yolladığı bir mektuptaki hep veren, hep bedel ödeyen kişi olduğuna ilişkin sözler çok güzel yansıtır.

    kenanabi, turgut'u 1919 sonbaharında doğup büyüdüğü kent olan samsun'a gelip bir süre burada kaldığı sırada tanıdı. ortak dost ve tanıdıkların bir araya geldiği bir kafede gerçekleşti tanışma, bu sırada cavit de oradaydı. konuşurlarken bir ara turgut, kenanabi'ye öykülerini arapçaya çevirmek istediğini açıkladı. bu da işte büyük bir tutkuyu içeren bir ilişkinin, bu kitaptaki mektupları borçlu olduğumuz bir sevgi ilişkisinin başlangıcı oldu.

  • turgut azal, kenanabi'nin bu kitaptaki mektupları yazdığı kadın 10 ağustos 1896'da samsun'da dünyaya geldi. üroloji alanında tanınmış bir profesör olan adnan mersedes'in ikinci çoçuğuydu. daha küçük yaşta 13 yaşındaydı henüz bekaretini kaybetti. bir süre samsun'daki medresede yatılı dini eğitim gördü, hazırlık sınıfına gitti burada,ardından o zamanlar olağanüstü ilerici bir okul sayılan ünlü samsun endüstri meslek lisesine devam etti,burayı bitirenler için üniversitenin yolu açılmış oluyordu. okul döneminde parlak bir sporcu olan turgut, milliyetçi güreşçiler derneği'nin bir üyesiydi. endüstri meslek'teki ilk senesinde torna tesviye okuyan turgut, daha sonrasında ahşap ve mobilya alanına yöneldi.


    ileride kocası olacak vacit pekgüzel'i daha 1914 yılında tanımıştı. kendisinden on yaş büyük olan ve Samsun'daki bir genelev'in işletmeciliğini yapan vacit, o zamanlar 18 yaşındaki turgut'un özellikle kenya ve gabon edebiyatı alanındaki çok okumuşluğu ve müziğe, en çok da müslüm babaya hayranlığıyla etkilemişti. ufak tefek biriydi vacit, turgut'dan bir baş daha kısaydı, kılık kıyafeti üzerinde her zaman büyük bir titizlikle duran biriydi. samsun'daki dost çevresinde ferit has ve onun sınıf arkadaşı furkan döngel de bulunuyordu. gece geç vakitlere kadar edebiyat üzerinde ateşli konuşmalar yapabilen biriydi, ama bu alanda kendisinin pek bir şey ürettiği yoktu. sık sık günlerce süren bunalımlar geçirmekteydi.

    Turgut'un samsun'da yerleşik eski bir aileye mensup milliyetçi bir türk olan babası, kızının genelev edebiyatçısı bir pezevenkle hayatını birleştirmesine daha baştan karşıydı, ama bunu engellemeye de gücü yetmedi.


    devamı gelecek...

    2
  • (bkz: şimdi reklamlar)

    o tasarımla bir sik olmaz o sözlükten.

    1
  • ikinci sezonu bir türlü başlamayan dizi. sikeyim böyle işi

  • cumhurbaşkanı: turgut azal

    başbakan: ben

    reise sonsuz ithaat göstereceğim. başkanlığı destekliyorum. kutlu mücadelemiz, bu yola baş koyduk, beraber yürüdük biz bu yollarda.

    2
  • kamyon lastiği mi lan bu. hava falan mı kaçıyor. patlak ne amk?

  • her şeyden önce turgut azal'ın memelerini daha önce görmediğimi ve bu noktada muhakeme gücümü kullanarak turgut azal'ın memeleri üzerine mülahazalarımı sizlerle paylaşacağımı belirteyim.

    bu yazıdaki amacımı sorgulamayın, açıklamayacağım. bunu size açıklamak yerine tüm gücümü yazımı inşa etmeye harcayacağım. zaten canım bu aralar çok sıkkın, çekip gidesim var. önceden gitmediğim için pişman gibiyim. sevdiklerim birer birer gitti, sevenim zaten yok.

    amaan neyse, konuyu fazla dağıtmaktan haya ederim.

    taş gibi manita falan demeyeceğim, çünkü taş değil demir gibi bir manita olduğu kanaatindeyim. onu hak eden bir örsüm ve çekicim olmadığı kanısında olsaydım şu yazıyı inşa etmeye yeltenmezdim dahi.

    günlerdir yaşantımda meydana gelen ve beni çok çeşitli şekillerde değiştiren hadiselere şöyle bir göz gezdirip yaşantım içindeki anlamsız görünen oluşumlar üzerine çıkarımlar yapmaktayım. bizler her ne kadar tanrının seçtiği kimseler olduğumuzu düşüksek de, haksızlıklara uğradığımızı zannetsek de aslında tüm bunların bir sebebi de vardır. yaşadığımız, olan her şeyin bir sebebi olmalı. günlerdir böylesine bir öz eleştiri, öz tanıma uğraşındayım.

    bugün düşündüm; şu ana kadar hayatıma giren tüm kadınların ufak memeli, 75b seviyesinde, kontraplak kırılganlığında olduğunu fark ettim. bu haiz kadınların yaşantıma nasıl tesir ettiğini trabzon ekmeğine salça sürüp, toz şeker serpiştirdikten sonra sorguladım ve analiz ettim. yazıyı yazma kararını da buradan yola çıkarak aldım.

    neden turgut azal? bu sözlükte göğüslerini ve daha ne mahremiyetlerini gördüğüm kızlar dururken neden turgut azal?

    çünkü buradaki asıl mesele turgut'un iri memeleri değil. meme yalnızca bir araç. yazım, zannettiğiniz gibi bir yazı değil. bu düşünceyle okuyanlar meni kokulu ağızları kapatıp siktir olup gidebilirler.

    turgut, biraz önce bitirdiğim siber suçları anlatan 800 sayfalık kitabın indeks bölümünü okurken birden aklıma geldi. sulanmaya başlamış beynime tarihi manada bir dürtme oldu bu belki de. sancısız, beni düşünmeye ve analize teşvik eden..

    yalnızca bir çift meme bana tarihi manada ne çağrıştırmış olabilir ki?

    belki cesareti? ya da korkusuzluğu? yoksa adanmışlık mı? intikam ateşiyle kavrulmuş güzelliği mi?

    belki de hepsini...

    bir demlik çayımın lezzeti, şekersiz de acı değil. yüzlerce kitabın arasında zaman zaman denk geldiğim eski notlarımın içimde yaşattığı mutluluğun rengiyle boyalı hislerim.

    sözlükte bazı kendini bilmezlerin kadınları cinsel bir objeymiş gibi görmesine olan tahammülsüzlüğümün de etkisi vardır, böylesine hararetli düşünmemde.

    her kadında böyle irade olsa, bu kuvvet.. suratlarını asmadan, kaşlarını çatmadan da yüreğe mehabet salan birer müderris gibi olabilseler..

    malesef içimizde ve her yerde apış arasıyla prim yapan kadınlar olmaya devam edecek. bunların varlığı bunlara prim veren abazaları da bizlere çekecek.

    konu yine dağılıyor, farkındayım..

    turgut azal'ın memeleri.. bana güzelliği, korkusuzluğu, adanmışlığı ve cesareti anlatıyor. beynimdeki yıkılmış köprüleri bir tanrı üslubuyla onarıyor. hakikati, zamanın şımarıklığını atarak, geçmişin ciddiyetinde üşüyen ruhumu libas misali giydirerek gösteriyor.

    kendimi bildim bileli dağlara ve doğaya aşığım. dağların yüceliğinden korkan, onları desen gibi saran gizli yollarda merhametini fark eden biriyim. şimdi beynimde belirenler de yüce dağ misali beni böylece dolu bir muhabbetin içine sokuyor.

    onlar beynimde iki yüce dağ misali dururken, ben ise yüce dağlardaki yolları arıyorum. onlara sahip olmayı değil, layıklığı aç bir mürid misali arzuluyorum.

    bilgiye açlık nedir bilir misiniz? bence çoğunuz bilmez. bunu bilmediğiniz için uyuz bir köpek gibi çöplükten beslenmek zorunuza da gitmez. yazdıklarımı anlamanızı da beklemiyorum zaten.


    bu açlığı sadece fakire has miraca ayak basanlar, ibadete üstün olan secdeyi aşk mihrabında yapanlar anlar.

    turgut azal size bir örnek olmalı. cesaretine, güzelliğine, kudretine bakıp hayranlığınızı gizleme münafıklığına düşmeyin.

    penceremin önüne dayadığım dizüstü bilgisayarıma vuran gün ışığıyla bu hislerimi sizlere kısa ve öz şekilde aktarmayı denedim. yazıma son verirken turgut azal'ın memeleriyle alakalı düşüncelerimin geçici olmadığını, uzunca bir süre daha benim bile sokaklarında kaybolduğum akıl şehgirimin güzel manzalarına misafir olacağını belirtmek isterim.

  • sabah girdiğim oyunda fizz ve volibear arasında şöyle bir diyalog gerçekleşti:

    volibear: kahvaltıda süt içtim kardeş, balık atma da zehirlenmeyek.
    fizz: balıklar taze abi bişi yapmaz. zaten ayı gibi adamsın.

  • an itibariyle 9 online ve keyifli şarkılarla başlamıştır.

    yeni link: http://tinychat.com/thezoziks

  • arkadaşlar biliyorsunuz sözlük ilk zamanlarından çok uzak. online sayısı olsun, girilen entry sayısı olun büyük bir çöküş yaşamakta. belki o zamanlar da kaliteli bir yer olmadı burası ama hiç değilse vakit geçirebileceğimiz, gülüp eğlenebileceğimiz bir yerdi.

    omü sözlük kurucularından adnan cemal omütürk'ün bizlere söylediği şu sözleri hatırlayalım;

    --- alıntı ---

    Ey omü yazarları!

    Birinci vazifen, ömü sözlük'ü, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

    Mevcudiyetinin ve entry'lerin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. online sayısının 100 olduğu zamanlarda dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün,omü sözlük'ü müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. online sayısı ve entry kalitesine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz sözlüğümüzün, bütün yazarları zaptedilmiş, bütün başlıkları silinmiş, bütün entry'leri dağıtılmış ve sözlüğün her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, sözlüğün dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. yazarlar, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

    Ey omü istikbalinin evlâdı! işte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; omü sözlük'ü kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

    --- alıntı ---


    kurucu önder omütürk'ün de söylediği gibi arkadaşlar. moderasyon gaflete ve hıyanete düştüğünden ötürü artık sağlam bir darbe yaparak sözlüğü ilk günlerki kadar güçlendirebiliriz. bu bizim asli görevimiz, varoluşumuzun yegane nedenidir.

    devrimin ilk adımlarını bu başlıkta atıyorum. kurulacak yeni omü sözlük'te adminliğe adaylığımı koymakla birlikte ocağa da bi çay koyup geliom. siz o ara fikirlerinizi yazın. öpdüm xd

  • 24 yaşında, 1.83 boyunda, kişisel bakım ve temizliğe önem veren biriyim.

    düzenli olarak spor yapmakla birlikte sadık, romantik ve sevecenim. yeri geldiğinde derdinizi dinler, yeri geldiğinde ruhunuzun derinliklerinde kaybolan çocuğu çıkarabilirim.

    hayatı sınırlarda yaşayan biriyim. sizi de bekliyorum.

    yer: hakkari - yüksekova

    2
  • ne oldu nasıl oldu anlamadım. türküyü söylerken bir anda kendimi ağrı dağın eteğinde süzülürken buldum. "noluyo lan nası uçuyom" demeye kalmadan bir atmaca tarafından kovalandım ama kıvrak manevralarla kaçmayı başardım. gayet güzel aslında güvercin olmak ama istemsiz istemsiz takla atıyorum amk. neyse böyle daha değerliymişim.

    cibiliviççüviiii şakşakşakşak viciyooooooooo. bicirik bicirik aniyaaaaa.

  • nerde görmüş yerin çektiğini. belki gök itiyor amk. şöyle insanları vali yapıyolar.

    1
  • "Biz firari saatlerin ardından gelen isyankar sokakların tövbekar çocuklarıyız." dedirtmiştir.

    içi buz mavisi, metal kordon. biraz önce lüks bi cafede deneme yaptım, tüm kızlar koluma baktı. etiket fiyatı 450 tl olsa da havası 10 bin dolar. müthiş müthiş!

  • bence ben oluyorum bu kişi. 74 kiloyum, 73'ü safi taşşak.

    9

... tümü ...

bizi takip edin