• -107.75

    defolu mal

  • 229

    başlık

  • 331

    entry

  • 0

    bu ay

  • 0

    dün

  • 0

    bugün

liberty thus anarchy

birinci nesil yazar



son 20 entry

  • epistemolojik dilbilimsel bir olay. noam chomsky bize yardım et.

    3
  • bir fikri çürütmek için kullanılabilecek en iyi mantık safsatası. "[içinde bulunulan yıl]dayız kardeşim x mi kaldı?!" denilerek her tartışma bitirilebilir.

    -abi ben balık burcu olduğum için duygusalım
    +2016 yılındayız burç mu kaldı aq ya?!

    -saçım ıslak ben dışarı çıkmıyim şimdi hasta olurum
    +sene olmuş 2016 hâlâ böyle hurafelere inanıyorsunuz yuh

    -bence bazı uyuşturucular yasaklanmalı
    +2016 yılındayız yahu aşın şunları!

    sanki içinde bulunulan yılın argümana direkt bir etkisi varmış gibi. bu da böyle bir safsatadır.

    3
  • ilginç bir insan modelidir. madem osmanlısın boğdur kardeşini de görelim?!

    2
  • türk tipi tartışmadanın vazgeçilmez öğelerinden biri olan eşik. "aynısını anana bacına yapsalar" ya da ifade özgürlüğü tartışılıyorsa "anana bacına küfretseler o da mı ifade özgürlüğü" gibi varyasyonları vardır. türk halkının kantçı ahlakı benimsediğinin en önemli göstergelerindendir.

  • siyasal bir sistem olan demokrasinin siyasal olmayan bir kurum olan eğitimle ilişkisinin ürünü olan eğitim sorunudur. aslında daha spesifik olmak gerekirse eğitimin gerçek maliyeti ile demokrasi/devlet sistemi arasındaki ilişkiden bahsedeceğim. o yüzden temel birkaç terimi açıklayayım önce, sağlam bir teori ortaya koymak istediğim ve genel hatlarıyla anladığımı düşündüğüm için iktisadı, bu yüzden bazı temel iktisadi terimleri kullanacağım.

    arz ve talep: iktisat teorisinin temel taşıdır, talep tüketicilerin bir ürüne olan isteğini belirtir, arz da talep olan ürünün sunumunu. say yasalarına göre arz talebi dengeleme eğilimindedir.
    enflasyon: enflasyon kısaca arz fazlasının arz olan ürünün birim değerini düşürmesidir. mesela merkez bankaları fazlaca para bastığında fiyatların artması da bu yüzdendir, piyasada asıl talepten fazla para olduğu için paranın birim değeri düşmüştür, bu yüzden alışveriş yaparken aynı miktar ürün için daha fazla para harcamak zorunda kalırsınız.
    zaman-tercihi: bireylerin isteklerini karşılamak için beklemeyi göze aldıkları zamanı belirten ölçü. kısa vadeli düşünmek veya uzun vadeli düşünmek olarak düşünülebilir. zaman-tercihi düşük olan biri ileride daha fazla kazanmak için şimdi yatırımı fazla yapar, zaman-tercihi yüksek biri de emeğinin karşılığını hemen ister.
    fırsat maliyeti: bir işi yapmak için vazgeçilen diğer şeylerdir. mesela iki saatlik zamanı geçirmek için yapabileceğiniz şeyler, kitap okumak, ders çalışmak ve film izlemek olsun. eğer film izlemeyi seçerseniz sizin fırsat maliyetiniz iki saat boyunca ders çalışmak veya kitap okumaktır. yani sizin kapitalinizin alternatif yatırım alanlarıdır denilebilir.

    bunlar temel kavramlar. şimdi eleştiriye geçelim:

    demokrasi, yüksek-zaman tercihini teşvik eder. çünkü seçimler kısa vadelerle yapılır, siyasetçiler de kendilerini bu kısa vadelere göre hazırlar. siyasetçiler yirmi beş-otuz yıl sonrasını değil, önümüzdeki seçimi kazanmanın derdindedirler çünkü o kadar uzun süre sonra kendilerinin başta olacağının veya o zaman için yaptıkları yatırımların bir önemi yoktur. bu yüzden siyasetçiler bedelini ilerideki nesillere ödetmek pahasına kısa vadede göze hoş gelen vaatlerde bulunurlar çünkü bunun bir maliyeti yoktur. eğitim sorunu da burada başlamaktadır. şu anki iktidar partisi hem her ile bir üniversite açma projesine imza atmış, hem de eğitimi ücretsiz hale getirmiştir. kulağa hoş gelen bu eylemlerin faturası şu anda ortaya çıkmaya başlamıştır. yüzlerce vasıfsız üniversite açılmış, öğrenciler maliyeti çok düşük olduğu için ileride kendilerine para kazandırmayacak bölümlere dolmuş, mühim meslekler de değersizleşmeye başlamıştır. her ile üniversite ile ücretsiz eğitimin tek sonucu diploma enflasyonudur. yüz binlerce lisans mezununun işsiz gezmesinin, diplomalarının bir değeri olmamasının nedeni tam olarak budur. çünkü karşılıksız basılan para gibi karşılıksız üniversite diploması dağıtılmaktadır. siyasiler "her ile bir üniversite açtık, eğitimi ücretsiz hale getirdik" martavalını okuyup oy toplarken her nesli bir öncekinden daha sefil bir duruma itmektedir. ücretsiz & herkese eğitim siyasilerin işine gelir çünkü hem reel işsizliği gizler hem de "bir şeyler yapıyormuş, halkın çıkarına çalışıyormuş gibi" görünürler.

    işsizlerin yanında tek umudu kpss olan yine bir o kadar öğrenci vardır. her sene dershanelere, kurslara, sınavlara hem müthiş para hem de vakit harcarlar. bu sorunların yeni yeni gün yüzüne çıkma nedeni başta dediğimiz demokrasinin kısa vade teşviğidir. büyük bir şerefsiz olan keynes'in dediği gibi "uzun vadede hepimiz ölüyüz" lafını benimseyen siyasiler, o vadenin geleceğini düşünmedikleri halde şimdi önlerinde durmaktadır.

    peki bu sorundaki fırsat maliyeti nedir? işe yaramayacak bir diploma almak için en az dört senesini ve bu dört sene içinde binlerce lirayı heba etmek yerine bu kişiler iş gücüne katılabilir, girişimci olabilir veya kendi istedikleri bir konuda uzmanlaşıp geçimlerini böyle kazanabilirlerdi. işte fırsat maliyeti burada. siyasilerin bu tür hareketler sergilemediği bir toplumda çoğu iş için üniversite diplomasına gerek bile kalmayacakken şimdi her yer sadece lisans diploması istemekle yetinmiyor, ludwig von mises'in "halk adamı gibi görünerek halk düşmanlığı yapanlar" derken kast ettiği kitle tam olarak bunlar işte. dostu düşmanı tanımak gerek bazen.

    1
  • bir soru. dört senedir ekşi sözlük'te aktif yazarlık yapıyorum, bunun yanında uludağ, itü, inci, avare ve kötü sözlük'te yine birçok yazarlık deneyimim oldu. taliplerimi bekliyorum.

    2
  • sanırım türkiye'nin en büyük sorunlarından biri. normal bir tartışma şöyle ilerler:

    1) a argümanını sunar
    2) b a'ya karşı argümanını sunar
    3) a b'nin eleştirisini yanlışlamaya çalışır
    4) b a'nın eleştirisine cevap verir
    ......
    tartışma biter, belki kazanan olmayabilir ama taraflar birbirinden bir şeyler öğrenebilirler ve birbirlerini dinlerler çoğu zaman.

    bizde tartışma şöyle olur:

    1) a argümanını sunar
    2) b "sen şimdi şunu mu demek istiyorsun?..." deyip a'nın söyleminden alakasız, kendi kafasındaki bir kalıba cevap verir
    3) a düzeltmeye çalışır, b izin vermez, bildiğini okumaya devam eder
    4) daha çok bağıran daha haklı olduğunu zanneder
    ...
    sonuçta bir süre sonra kimse karşıdakini dinlemez ve kafasında yarattığı korkuluğa saldırır. bunu hem televizyonda hem sokakta rahatça görebiliriz.

    jonathan rauch, kindly inquisitors kitabında bu tartışma ortamının öneminden sık sık bahseder. hatta japon akademisinin abd akademisine göre başarısızlığının nedenlerinden birinin de eleştirmeyi hakaret sayan, düzgün bir tartışma ortamı olmamasıdır der. bizde de benzeri bir durum geçerli, düzgün bir tartışma ortamı yok, bu yüzden kimse tartışarak bir şeyler öğrenemiyor veya sorgulayamıyor bildiklerini. gibi.

    4
  • epic rap battles of history'nin vasata yakın uyarlamasıdır. malesef erb serilerindeki daha entelektüel ya da anektodal laf sokmalar yerini üçüncü sınıf rap battle sözlerine bırakmıştır o ayrı.

  • burçsal bir özellik. mesela ben balık burcuyum ve bu yüzden burçlara inanmıyorum.

    3
  • genellikle tamamen olağan bir durumun içine absürtlük katmak ve bu absürtlüğü olağanmış gibi devam ettirmek üzerine olan muhteşem mizah.
    (bkz: monty pyhton)
    (bkz: it crowd)
    (bkz: black books)
    (bkz: otostopçunun galaksi rehberi)

    4
  • Hayli ironik hadise. Sokaktan on kişiyi çevir, sor eğitim sistemi hakkında ne düşünüyorsunuz diye, dokuzu direkt "ezberci, eleştirel düşünce öğretilmiyor" der. Herkes etraftan duya duya bunu ezberlemiş halde artık, bu yüzden de ezbercilik sadece eğitim sistemiyle ilgili bir sorun değil, hayatın her alanında.

    6
  • yirminci yüzyılda ge moore tarafından ortaya atılmış, bugün bayrağını michael huemer'ın taşıdığı metaetik ve ahlak felsefesi.sezgiselci etik fenomenal conservatismin ahlaka uyarlanış halidir. der ki "şeyler göründüğü gibidir", yani "neyin ahlaki olduğunu neyin olmadığını sezgisel olarak bilinebilir, bir şey kötüdür çünkü öyle görünüyor çoğu zaman yeterli bir cevaptır."

    tabii sezginin daha düzgün çalışabilmesi için bilişsel eğilimlerden (cognitive bias) arınmaya çalışmak gerekir. gerçekçi ahlak (moral realism) kanadına düşer.

    3
  • karl popper'ın bilimsel felsefesindeki bilim metodu, yirminci yüzyıldan itibaren dünyayı değiştirmiştir. etkisi sadece fen bilimleriyle sınırlı kalmamış, sosyal bilimlere de konu olmuştur. çok kısaca şudur:
    bilim
    -gözleme dayalı olmalıdır
    -elimizdeki verilerle çelişmemelidir
    -tekrarlanabilir olmalıdır

    ve bu felsefeyi ayıran en önemli faktör olarak, yanlışlanabilir olmalıdır. yani deneysel yollarla yanlışlamaya imkan vermeyecek önermeler (misal, kedi seven insanlar iyi kalplidir.) bilimsel değildir. bilim yaparken yapılması gereken hipotezi doğrulamaya değil yanlışlamaya çalışmak ve buna göre ilerlemektir. tabi burada teorik fizik gibi alanlarda bazı sorunlar çıkabilse de genel olarak benimsenen görüş budur.

    bunun biraz daha sistematik bir formülasyonu vardır:
    -n veriyi açıklayacak bir hipotez ortaya at
    -n'i yanlışlamaya çalış
    -eğer hipotezinle çelişen ya da anlamsız bırakan (n+1)'inci bir veriyle karşılaşırsan n+1'i de açıklayacak yeni bir hipotez oluştur

    burada dikkat edilmesi gereken nokta her bilimsel bilginin bir gün yanlışlanabileceğidir. fakat yeni hipotez yine bilimsel yolla oluşturulacaktır. evrendeki bilgi sayısı sonsuz olduğu ve hepsini bilemeyeceğimiz için kesin doğruya ulaşmak imkansızdır, fakat o an için o koşulları en iyi açıklayan teori en güvenilir teoridir.

    2
  • on yedi ve sekizinci yüzyıllarda aydınlanma felsefesi ile bugünkü şeklinin tohumları atılmış, yirminci yüzyılda popper'ın eleştirel akılcılık fikriyle tepeye ulaşmış ve o zamandan beri eleştirel akılcılıkla özdeşleşen düşünce biçimi. akılcıdır, yani mantığa dayanır. eleştireldir, elindeki verilerle anlamlı bir hipotez kurup bunu eleştirerek sınamaya uğraşır. metafiziksel konuların (ahlak gibi) dışında kalan dünyayı anlamak için başvurulabilecek en iyi kaynaktır.

    2
  • dünyaya, evrene ve kendimize dair bilgimizin çok az olduğu zamanlarda dünyayı açıklamaktı. çok tanrılı dinlerde her doğasal olay için bir tanrı olması, doğayı anlayıp açıklayamayacak kadar bilgisiz olduğumuz dönemlerde dinin hangi işlevi yerine getirdiğini görmek için idealdir. bunun yanında toplumu düzenlemek için de kullanışlı bir araçtır ve çoğu zaman bu ikisi iç içe geçmiş durumdadır. dinin kurumsallaşması, toplumun düzenlenmek istenmesiyle bundan yararlanacak olan kesimlerin talebi üzerine olmuştur. gibi.

    2
  • türkiye kocaman bir kimlikler ülkesi. iktidar direkt Sünni-muhafazakar kimliğin koruyucusu olduğu iddiasıyla siyaset yapıyor. Burada diğer kimlikleri kutba alıp kendi saflarını sıklaştırıyor. Bu kutuplar kendi içerisinde yine kimliklere bölünüyor, mesela CHP laik-seküler yaşam tarzına sahip insanları kendine çekiyor. Ben alköl laik tayfa diye dalga geçtiğim tayfa bunlar mesela. Bunun dışında HDP de çok açık biçimde azınlıkçı siyaset yapıyor ve bu azınlıklarla bunlara sempati duyanlar HDP'ye kayıyor. Bunların gerçekte ne olduğunun çok bir önemi yok. Mesela HDP Kürt hareketinin partisi ama bu kimlikle hareket etse azınlıkları kendine çekemez. sonuçta kimlik siyaseti kimlik siyasetini doğuruyor, kimliklerin ötesindeki konuların bir önemi kalmıyor. gibi.

    2

... tümü ...

bizi takip edin