en çok favorilere eklenen entryleri


... tümü ...
  • Eskilerden bir yazar, vay be hakikaten Nerede o güzel günler dedirten yazar.

    1
  • sanırsın isaac newton tanrının varlığının peşine düşmüş, galileo tanrıyı gözetlemeye çalışmış, tesla tanrıyla irtibat kurmak için tesla bobini yapmış. einstein'da atomda inancı bulmaya çalışıyordu herhâlde.

    (bkz: yanlış genelleme)

    evrendeki oluşumlara fiziksel açıklık getirebilme adına girilen arayış sonucu toplanan verilerle olgulara ulaşan, ulaşmaya çalışan kişilere bilim adamı denir.

    belki aklına tanrıyı aramak dahi gelmeyen bir sürü bilim adamı vardır.
    (bkz: yakından hiç bilim adamı tanımamak)
    he bu arada, ali kuşçu , ibn-i sina, el cezeri ,gibi -daha birçok vardır elbet- bilim insanlarını yok saymak olmadı tabi.
    bonus:
    bilim adamı değil ama Marie Curie isimli bilim kadınımız da mevcut evren olarak.

    edit: bilim adamı olamamızın temel nedeni tembelliktir. bakınız kocaman yazıyorum tembellik bu kadar basit. yapmayın çocuklar, bizim bir sürü türk islâm bilginimiz var o zaman da inançları vardı. ne yani şimdi sofuluktan mı buluş yapamıyoruz. ya da bir sabah kalkıyoruz tam aklımıza bir şey takılmış neydi bir düşüneyim derken ya aman Allah'tan işte deyip geri mi yatıyoruz. yok yok tembeliz işte o kadar. ayrıca şu arayış içinde olma durumu da nedir. antik yunan'da değiliz arkadaşlar. mantıklı olu. dünya sağlık örgütü'nde çalışında bilim insanlarının tanrı ile alakası olmaz onlar sağlığı tehdit edebilecek durumları öngörmeye çalışırlar, yeni tedavi arayışıdır onlarınki tanrı değil. cern'i düşünün. adamlar madde arar enerji üretmeye çalışıyorlar, ne kadar az maddeden ne kadar çok enerji elde ederiz diye arıyorlar.

    tembeliz işte kabul edin, öyle yobazlığa, dinciliğe bağlayıp da gevşeklik yapmayın. he namaz kılmaktan, kur'an okumaktan bilime fırsat bulamayan suserimiz varsa bilemiyorum yani.

    4
  • internetsizlikten yeni vakıf olabildiğim olay.
    şunu demeden edemeyeceğim;
    şu "içki mi içiyorsunuz lan hem de ramazan ayında" diye sığır gibi bağıran andavallar var ya, heh işte onlar bayramın 3. günü başlar içmeye öküz gibi tam o tipte herifler. sanki sadece ramazanda yasak koymuş islâm.

    şunu da demek lazım; odtü'de namaz kılan gençlere saldıran kendini özgürlükçü, aydın kesim olarak nitelendiren beyinsizlerle bu andavalların hiç bir farkı yoktur.

    bu dükkan koreli bir herifinmiş, ağlaya zırlaya kapatıp çekip gitmiş. zaten bir dahakine kim vurduya giderdi bu iyi yapmış. nerede bizim hoşgörü, nerede özgürlük, nerede kaldı dinimizdeki zorlama yoktur. yahu sürekli bir kaç andaval yüzünden kocaman dine laf edilmez diyoruz tamam ama bu angutların sayısı da bolca artmaya başladı.

    orucu tutamıyorsan tutma arkadaş. yalandan yere sağa sola saldırma. en sinir olduğum şeydir ya oruç yüzünden sinirli, yok oruç vurdu yok bla bla bla. sağlamından bir tane vuracaksın görecek oruç nasıl vuruyor. oruç sadece mide için tutulmaz, bunu bir anlayabilsek.

  • pek sevgili ülkemde, artık siyasi laflar şöyle başlar oldu:
    - ne mhp, ne chp ne de hdp'ye oy verdim.
    neden?
    çok basit aslında akp seçmeni koyun, mhp seçmeni şiddet yanlısı, chp seçmeni de din düşmanı - tabi ki terörle beslenen hdpyi bu konuşmaya katacak halim yok. - olarak nitelendirildiği için.
    korkar olduk çünkü hemen yaftalama gibi bir alışkanlık oluştu ülkede. hemen bir çapulcu, bir din düşmanı veyahut devrimci komünist her neyse. arkadaş biz oy verdiğimiz ülke için iki çift kelâm edemeyecek miyiz? ne yapalım abd seçimlerinden mi konuşalım. ne bu şiddet, bu celâl?
    oysa insanların en doğal hakkıdır seçme ve seçilme. tabii ki belli şartlar olsun olmasın demiyorum ama unutulmamalıdır ki dağdaki çobanın işi koyunla, çiftçininki fındıkla, öğretmen adayının atanmakla vesaire vesaire.

    bu zamana kadar ben dahil bir mantık çerçevesine asla oturtamadım. yahu nasıl olur da hâlâ oy verebilirler diye sordum hep ve sonunda gördüm bunu. açık açık yaşadım, fındıktı mesela amcamın derdi, uzun uzun yıllar yerlerdeydi fiyatı, hiç yeri için destek parası almamıştı mesela. yahu köylü açtı aç. benim türbanlı bacılarım demeyeceğim tabii ki ama ablam bu köpekler yüzünden okuyamadı ve ailede sadece o hayalindeki işle haşır neşir olamadı. tabii ben şimdiye dem vurup hınç alacak değilim ama o dönemi yaşamış insanların da duyguları göz ardı edilmemelidir.

    elbette ülkedeki bu kaosa sürüklenme, iç-dış diplomasinin gerginliği, finans, iş, para, istihdam hepsi çok önemli, tabii ki düşünmeliyiz nereye gidiyoruz ne yapıyor bu adamlar diye. aha işte bu da bizim işimiz. bir kişi, belli bir topluluğu asla ve kata şimdi ne düşünüyorlar diye yargılayamaz. bunlar içerisinde belli başlı karşıt yapılaşmanın içerisinde yer alan insanların annesi babası dahi var. herkes verdiği oydan sorumludur olmalıdır da.

    burada sadece hdp denilen terör destekçisi seçmenine sorabilirsiniz zira onlar göz göre göre kan'a oy vermişlerdir.

    yani demem o ki;
    adam almış yaşını başını, dini islâm, mahsulü para, eti sütü geliyor, ne takar senin, fed'ini, imf'ni, tüfeni üreni finans memuru mu o?
    o vakit sen de bu seçmen ne yapıyor ne düşünüyor demeyeceksin birader- sözüm bu düşüncede olan herkese- pek muhterem zat, sen bu yaşına kadar ne yaptın?
    hükûmetler gelir geçer, allah ülkemizi ve birliğimizi korusun.
    sevgi ve sağlıcakla.

    5
  • 2002 yapımı drama türünde ikinci dünya savaşı zorluklarını anlatan bir film. daha doğrusu Władysław Szpilman 'ın hayatını konu edinmiştir. izlemeyen de pek kalmamıştır kanımca. televizyonda denk gelince kısa da olsa bakmadan geçemedim.

    Adrien Brody yerine başkası oynasa sanki o duyguyu geçiremezdi izleyiciye. bu kadar mı gözlerde bakışlarda acı olur. adam gerçekten çok kaliteli bir oyuncu. en genç Oscar Ödüllülerinden bu da. sonuna kadar hak etmiştir.

    böyle oyuncuların izleyiciye sadece bakışlarıyla duygu aşılamaları gerçekten zordur. bir kaç filmden bir kaç sahne canlanır hep kafamda. bir ukde bırakmayı başarabilmiş oyunculardır.

    cesur yürek mel gibson
    yeşil yol tom hanks

  • kimin söylediğini tam olarak bilmemekle birlikte -farklı söyleyenlere dair bilgiler var- zannediyorum alman atasözü.
    cuk oturur şöyle şeylere:
    "ya aslında ben iyilik olsun diye.., senin iyiliğin için.."
    demek her iyi fikir karşı taraf için iyilikle sonuçlanmayabiliyor.

    --- alıntı ---
    Bir gün, kozada küçük bir delik belirdi; bir adam oturup kelebeğin saatler boyunca bedenini bu küçük delikten çıkarmak için harcadığı çabayı izledi. Ardından sanki ilerlemek için çaba harcamaktan vazgeçmiş gibi geldi ona. Sanki elinden gelen her şeyi yapmış ve artık yapabileceği bir şey kalmamış gibiydi.

    öylece adam, kelebeğe yardım etmeğe karar verdi; eline küçük bir makas alıp kozadaki deliği büyütmeye başladı. Bunun üzerine kelebek kolayca çıkıverdi. Fakat bedeni kuru ve küçücük kanatları buruş buruştu. Adam izlemeye devam etti; Çünkü her an kelebeğin kanatlarının açılıp genişleyeceğini ve bedenini taşıyacak kadar güçleneceğini umuyordu. Ama bunlardan hiç biri olmadı! Kelebek hayatının geri kalanını kurumuş bir beden ve buruşmuş kanatlarla yerde sürünerek geçirdi. Ne kadar denese de asla uçamadı. Adamın iyi niyeti ve yardım severliği ile anlayamadığı şey, kozanın kısıtlayıcılığının ve buna karşılık kelebeğin daracık bir delikten çıkmak için göstermesi gereken çabanın, Yüce Yaratıcının kelebeğin bedenindeki sıvıyı onun kanatlarına göndermek ve bu sayede de kozanın kısıtlayıcılığından kurtulduğu anda uçmasını sağlamak için seçtiği yol buydu.

    Bazen yaşamda tam olarak ihtiyaç duyduğumuz şey çabalardır. Eğer yüce yaratıcı, yaşamda herhangi bir çaba olmadan ilerlemenize izin verseydi, o zaman bir anlamda sakat kalırdık. O zaman olabileceğimiz kadar güçlenemezdik. Asla uçamazdık.

    Güçlü olmak istedim Ve Yüce Yaratıcı beni güçlendirmek için zorluklar yolladı.
    Bilgelik istedim Ve Yüce Yaratıcı bana çözmem için sorunlar yolladı.
    Başarı istedim Ve Yüce Yaratıcı bana çalışmam için zekâ ve kas gücü verdi.
    Cesaret istedim Ve Yüce Yaratıcı bana üstesinden gelmem gereken sorunlar verdi.
    Sevgi istedim Ve Yüce Yaratıcı bana, Yardımcı olmam için sorunlu insanlar yolladı.
    iyilik istedim Ve Yüce Yaratıcı bana fırsatlar yolladı.
    istediğim hiçbir şeyi elde edemedim fakat ihtiyaç duyduğum her şeyi elde ettim.

    Yaşamınızı korkusuzca yaşayın, zorlukların tümüne göğüs gerin ve onların üstesinden gelebileceğinizi açıkça gösterin.

    --- alıntı ---

    8
  • Mantık doğru yaklaşım yanlış.
    Çok ilginçtir:
    8 yaşında bir çocuk ne kadar fiil ehliyete sahiptir? Yaptıklarının ne kadarından sorumludur ve ne kadar mantıklı kararlar alabilir?

    Olduki "anne ben okula gitmek istemiyorum" dedi. Ne olacak anne: "tamam yavrum özgür iraden" deyip göndermez mi yoksa okulun, okumanın önemini anlatıp gönderir mi?

    Her çocuk yönlendirilmelidir bu ona aslında seçenek olarak sunulmalıdır tabi ki seveceği şekilde.

    Şimdi, "türban taktı aha da oldu mu bu şimdi" deyip köşeye çekilmek kocaman bir dini yok saymaktır. O vakit inançsız bir kafayla düşünülecekse fikir beyan etmenin de manâsı yok. Her türkü haklı çıkarsınız.

    Sıkma ve korkutma konusunda haklılık payı vardır bu düşüncenin sadece, türban ile alâkalı bir durumda değildir. tabii gelişim döneminde her türlü yaklaşım ileride çocuğu etkiler.

    O vakit dinin gereğini yerine getirmeye çalışan birey, çocuğunu inançlı yetiştirmelidir. bu inanç sisteminin temelinde vardır ama sevdirerek dinin güzelliğini göstererek olmalı bu. ilk emrin " ikra" olduğu bir din için, ilim irfan mantığı çerçevesinde daha güzel olacaktır bu. Çocuğun elini tutup kiliseye gitmek gibi, kimse onları eleştirmez çünkü zorlamazlar. Vatikan'da kutsanır el kadar bebekler, kimse lafını etmez çünkü dert islâmdır.

    Neyse kişileri, özellikle inançlı kimseleri bağnazlıkla yaftalamak çok kolaydır hakeza çoğu da öyledir ama bu dinin değil aha da bu " oku" emrini yerine getirmeyen sözde müslümanların eksikliğidir. Pekâlâ inançlı olarak da aydınlığa erişilebilir. tarih bunun örnekleri ile doludur, okumasını ve doğru yerden bakmasını bilene.
    Hadi bakalım.

  • ne de güzel söylemiş mahzuni.
    --- spoiler ---
    aklıma hep yılmaz erdoğan'ın vizontele filminde bisikletine atlayıp mezar başına koşturduğu sahne gelir bu şarkıyı dinleyince.

    --- spoiler ---

    9
  • Alman Kralı II. Frederick 1750 yılında Potsdam'dan geçiyor. Orayı çok beğeniyor ve 'Bana şuraya bir saray yapın" diyor. Ertesi gün adamları gidip bakıyorlar, Kral'ın beğendiği yerde bir değirmen. Adamlar kapıyı çalıyor, yaşlı değirmenci açıyor.
    - Buyrun?
    - Bizi Kral gönderdi. Burayı görüp çok beğendi, satın alacak. Kaç para?
    - Satmıyorum ki ne parası?
    - Saçmalama Kral istedi.
    - Bana ne. Ben satmadıktan sonra kimse alamaz ki.

    Adamları gelip Kral'a diyorlar ki;
    - Efendim beğendiğiniz yerdeki değirmenci deli. Satmıyorum dedi.
    - Çağırın bakalım bana şu adamı.
    Değirmenci gelip, Kral'ın karşısında duruyor. II. Frederick;
    - Yanlış anladınız herhalde beyefendi, ben satın almak istiyorum orayı. Kaç para?
    - Yoo yanlış anlamadım, adamların da dün bunu söyledi. Satmıyorum!
    - Beyefendi inat etmeyin, paranızı fazlasıyla vereceğim.
    - Sen koskoca kralsın, paran çok. Git Almanya'nın heryerine saray yap. Burayı benden önce babam işletiyordu. Ona da babasından kalmış, ben de çocuğuma bırakacağım. Satmıyorum!
    II. Frederick ayağa kalkıyor;
    - Unutma ki ben Kralım!
    Değirmenci bakıyor ve diyor ki;
    - Asıl sen unutma ki Berlin'de hakimler var!
    Hiçbir güç, hiçbir siyaset, hiçbir iktidar kral bile olsa adaletten üstün değildir. Hiçkimse adaletin üstüne çıkamaz. Orada oturamaz. Bugün bütün gelişmiş ülkeler hukuk fakültelerinde bu olayı anlatırlar. "Berlin'de hakimler var!"

    - Potsdam'da Sansosi Sarayı. Saray ve değirmen yanyana. Kral ve değirmenci adaletle komşu oluyor.
    Sabahları II. Frederick arka bahçeye çıktığında değirmenci sesleniyor;
    - Hey Frederick, ekmek yaptım göndereyim mi?
    II. Frederick diyor ki;
    - Adalet her sabah bana, sıcak bir ekmek kokusuyla gelirdi.

    Ve tarih 31 Aralık 1917. Berlin'de bir otelde yılbaşı kutlamaları yapılacak, Osmanlı heyeti var orada. Aralarından biri bu öyküyü anlatıyor. Ve;
    - Hadi Potsdam çok yakın. Gidip adaletin simgesi olan o değirmen ve sarayı yan yana görelim.
    Kimse gelmiyor ve bu öyküyü anlatan tek başına kalkıp gidiyor. Herkes yılbaşı kutlarken o gidip adaletin simgesini izliyor uzun uzun.

    evet O Mustafa Kemal Atatürk.

  • (bkz: hangi patlama)
    kanal 7'de hz. yusuf'un 7. tekrarını izliyor bir çoğu..

    edit: izlemeyenler de sözlükte takılıyor.

  • metro çıkışında ve güvenpark'ta iki araç patlıyor. içi bomba yüklü sanırım bunlarda biner km yol almıştır oraya gelene kadar. cia uyarı yayınlamıştı dün dönüyordu nette neyse mit belirler şimdi uyruğunu falan. içişleri bakanlığı olayın terör saldırısı olduğunu tespit etmiş.

    bunları sadece böyle mal mal şaşkınlıkla okuyorum, ne oluyor lan ne demek istiyorlar acaba diyorum, anlayamıyorum. bu ne rahatlık bu ne işgüzarlık.. (bkz: mit olayı nereden duydu acaba) şu an kayyum atanan şirketlerin veri tabanları ile meşguller sanırım kim üye, kim Mürid diye.

    artık parti falan düşünmüyorum, bu bombaların tek sebebi pkk denen orosbu ruhlu yapılanmaya yapılan operasyonlardır. bu suriyelileri ülkeye sokan, emeği geçen herkesin allah bin belasını versin.

    sınav sonrası birazcık stres atmaya giden insanlar yazık...

    kendi kanlarınızda boğulun artık, geberin.
    şu tsk deseki: her kim sana, devlete, bayrağa, marşa saygısızlık ederse çek vur. yeminle yarın gider başvurumu yaparım. varsın faşist olalım. varsın şehit olalım, en azından bir amacımız olsun. pişmanlıkmış, yok dağdan inene işmiş. o yala baş koymuş herkesin başına iş koyacaksın.

    malûm partili yetkililer kınamaya, seçmenleri de amerikan oyunlarından koru yarab demeye başlamadan. yavaştan neti kapatıp gitmek lâzımdır.

    afganistan'a çevirdiler ülkeyi, ne diyelim hayırlısı.

    edit: (bkz: çok ilginçtir)

    türgevin patlamadan önce öğrencilere attığı mesaj

    keşke bunu hakan fidan beyefendiye de atsalarmış, belki bir kaç önlem alırlardı, neyse kimliğini açıklarlar birazdan. suriyeli çıkacaktır %90. olsun bizim orta doğunun halk kahramanı onları almayacaktı da ne olacaktı. sanki ülkede yeterince yoktu.
    atom karınca daha sabrımızı sınamayın demedi hayret.

    edit 2: 90 yıllık enkazı kaldırdık derken bunu mu kastetmişti acaba sayın pek muhterem sayın cumhur başkanının eşi. enkaz kaldırmaya devam. kime dert yanalım bilmiyorum ki.

    he canı sıkılan ben böyle haberlere gelemem diyen varsa televizyonu açsın cümbüş şamata devam. hele trt süper bir belgesel ve maç özeti koymuş. sağ olsunlar duyarlılar. diğer kanalları biliyorsunuz acun yine insanları bir lokma ekmek için köpek ediyor. ironi değil he.

    yeni bir parti kurup bunların alayını asalım, gaz odalarına atalım. zerre acımam. toplumun kaderi ile oynayabilen ve bunu kullanan pardon kullanamayan herkes ölsün, hepsini şeytan çarpsın.

  • valla kayyum atansın, kayyım, kaynım dayım artık her ne ise inanıyorum ki bunlardan daha iyi hizmet verecektir. he olmadı en azından "kayyum var ondan önleyemediler" deriz.

  • -Köşe-

    Sen geldin benim deli köşemde durdun
    Bulutlar geldi üstünde durdu
    Merhametin ta kendisiydi gözlerin
    Merhamet saçlarını ıslatan sessiz bir yağmurdu
    Bulutlar geldi altında durduk.

    Konuştun güneşi hatırlıyordum
    Gariptin yepyeni bir sesin vardı
    Bu ses öyle benim öyle yabancı
    Bu ses saçlarımı ıslatan sessiz bir kardı

    Dişlerin öpülen çocuk yüzleri
    Güneşe açılan küçük aynalar
    Sert içkiler keskin kokular dişlerin
    içinden geçilen küçük aynalar

    Ve güldün rengarenk yağmurlar yağdı
    insanı ağlatan yağmurlar yağdı
    Yaralı bir ceylan gözleri kadar sıcak
    Yaralı bir ceylan kalbi gibi içli bir sesin vardı

    Sen geldin benim deli köşemde durdun
    Bulutlar geldi üstünde durdu
    Merhametin ta kendisiydi gözlerin.

    5
... tümü ...

bizi takip edin