favorilere eklediği son 20 entry


... tümü ...
  • 6.00 bu iş için en uygun saat olduğu söylenir. O saatte beni kim uyandırsa amına koyarım yani.

  • beni bilenler bilir, amerikanın new york şehrinde yaşamaktayım ve ulusal güvenlik departmanında yazılım müdürüyüm.

    buradaki quantum bilgisayarlar ile deepweb'in abyss denilen bölgesine ulaştım. izlediğim videolar yüzünden sorguya alındım, işkenceler gördüm, psikolojik tedavi aldım.

    bildiğiniz üzere windows işletim sistemi hayatımıza girdiğinden bu yana büyük bir sır; con isimli dosya neden açılamıyor. her isimle dosya açabiliyorken microsoft neden bunu yasaklamış?

    şimdi sizlerle gerçeği paylaşıyorum.

    bill 15 yaşında liseye giderken sara isminde bir yahudiye gönlünü kaptırır. (bilen bilir yahudi kızları güzeldir) kız namuslu, önden vermeyen bir kız. bill o dönem ergen tabi. büyük 31'ci. gece gündüz kızı düşünüp çavuşu tokatlıyo, kafasında tonla plan kuruyor kızı kündeye getirebilmek için.


    kızın aile çok tutucu, muhafazakar. kıza baskı yapıyorlar. bilen bilir baskılar bir kızı asla durduramaz. ve bilen bilir yahudi baskısı öyle hafife alınacan bir şey değil. bill diyor ki "bilen bilir beyler, ben kıza her türlü pompalıcam". dedikten sonra kapıyı çarpıp çıkıyor, heyecanlı müzik başlıyor. kendisi de biliyor aslında götten salladığını, kıza çakamayacağını. kafasında bir plan da yok. ama müzik başladığı için geri dönemez artık.

    biraz sokakta turladıktan sonra arkadaşı peter'ı görüyor. olan biteni ona anlatıyor. peter bill'den tiksiniyor.

    okula gidiyor bill. artık kıza açılmanın vakti geldi diyerek yaklaşıyor yanına, boğazını temizleyip konuşmaya başlıyor. o sırada con isminde piç gelip kızı saçından tutup dizlerinin üzerine çöktürüyor. bill'in gözünün önünde kızın ağzına veriyor. "cork cork cork. goooollpp gloup gorrrk goorllllppp... " gibi sesler çıkıyor. kız tükürükleye tükürükleye emiyor. salyalar akıyor yere. malum gırtlağa kadar sokmuş con.

    kız ve bill gözgöze geliyorlar. kızın ağzında malafat, bill'in gözlerinde yaş. içinden şöyle diyor bill; "ulan götümü siksinler con diye dosya oluşturulamayacak yapacağım windows adlı işletim sisteminde. bilen bilir böyle bir işletim sistemi yapacağım birgün"


    işte tüm olay bundan ibaret.

  • Çanakkale savaşı sırasında yaşanan gerçek bir olay
    düşman mevzilerden çıkmış saldırıya geçmiştir..

    türk cephesinde ise her asker ateşe başlamış.. bu sırada
    asker :komutanım!
    komutan:noldu asker!
    asker :komutanım beş sefer tetiği çektim.tüfek ateş almadı:..!
    komutan :ver bakayım şunu. (bakar tüfek çalışıyor).Oğlum bu sağlam!

    asker tüfeği alır mevzisine geçer ama tüfek onca uğraşmasına rağmen tekrar ateş almaz..ve komutana tekrar gider..

    asker :komutanım bu tüfek yine patlamıyor..!!
    komutan:ver bakayım.. (komutan bakar tüfek çalışıyor..sonra askere bakar onu baştan aşağı süzer! farkader ki askerin bir düşman kurşunuyla tetik çeken parmağı kopmuş..hüzünlenir duygulanır.)

    komutan :Oğlum bu tüfek sağlam lakin!! senin tetik çeken parmağın düşman kurşunun dan kopmuş ondan tetiği çekemiyorsun.
    asker :hay allah hiç hissetmedim komutanım.

    asker mevzisine döner ve tüfeği öbür eline alarak kahramanca savaşmaya devam eder.

    1
  • hakkındaki en realist ve akademik bilgiyi atsız beğ şöyle kaleme almıştır:

    "saîd-i nursî denilen adam, eskiden 'saîd-i kürd-î' diye bir takım risaleler yayınlayan, türkçe bilmez, daha nokta ile virgülün nerede kullanılacağını bilmekten âciz, şafiî mezhebinden bir kürttür. mütareke yıllarında istanbul sokaklarında millî kürt kılığı ile dolaşarak caka yapmıştır. bu cakacı kürt, kendisine "bedîüzzaman" demekte, müridleri de bu adı bir övünçmüş gibi kullanarak şeyhlerini bu adla ululamaktadır. nurculuk nedir? gazetelerde ikide bir görülen nurcular, nur risalesi talebeleri kimdir? aralarında avamdan aydına kadar; mühendis, avukat ve doktora kadar her türlü adamın bulunduğu nurculuk, 'said-i nursi' adında cahil bir kürdün peşine takılmış gafil bir sürü, nur risalesi talebeleri de said-i nursi'nin o çetrefil ve cahil kürt türkçesiyle yazdığı risaleleri, atom fiziği ve einstein nazariyesi okur gibi toplanıp okuyan bir yığın zavallıdır. bedîüzzaman, 'zamanın harikası' demektir. kürt said cidden zamanın harikasıdır. yirminci yüzyıl gibi bir zamanda, bu bilgisizliği ve iptidaîliği ile ortaya atılmakta gösterdiği pişkinlikle zamanın harikası, bundan daha fazla olarak da onbinlerce, belki yüzbinlerce türk'ü ardına takmakta gösterdiği başarıyla tam anlamıyla zamanın bir harikasıdır. zamanın bu harikası kürt said, aslında bir kürt milliyetçisidir. nasıl moskofçular, türk milletini yıkmak için ortaya sosyal adalet ilkesiyle atılıyor, yoksulların davasını benimsemiş görünüyorlarsa, kürt said de ortaya müslümanlık ve kardeşlik çığırtkanlığı ile çıkıyor.

    kürtçülük davasını açıkça güdemeyeceği için, türklüğü yıkacak ağuları müslümanlık ve nurculuk diye ileri sürüyor. müritlerine yahut kendi tabiriyle risale-i nur şakirtlerine evlenmeyi yasak ediyor. çünkü evlenip çocuk sahibi olurlarsa, o çocukların kötü ve dinsiz olması ihtimali varmış. tabii, dağdaki kürdün bu büyük ve ilahi (!) buyruktan haberi olamayacağı için, o evlenecek ve kürtler çoğalacak. herkesin sözüne inanan saf türkler ise, büyük mürşidin buyruğu ile evlenmeyecek, böylelikle türk soyu azalacak ve kürt şeyh said'in 1924 de yapamadığını kürt molla said (yani bediüzzaman) kırk yıl sonra yapmış olacak. kadını şeytanın askeri sayarak evlenmeyi yasak eden dinin, zerdüşt dini olduğunu bilmeden koyu müslümanlık adı altında bir nevi mazdeizm yaptıklarının farkında olmayan bu beyinsizler sürüsüne ne demeli? urfa'daki mezarının bir baş belası haline gelmemesi için, söylentilere göre, general mucip ataklı tarafından ortadan kaldırılmasından sonra, bu kaldırmaya inanmayarak kürt said'in oradan uçtuğuna inanacak kadar şuursuz olanlara ne denebilir? milli talihsizlik, akıl hastalıkları kliniklerinde yatması gerekenlerin halk arasında dolaşmasındadır. ciddi tedbirler alınmazsa, bu dini cinnet daha yıllarca sürecektir.

    nur risalesi (kendi tâbirleriyle risale-i nur) denilen sayıklama kitapları pek çoktur. beyni örümceklenmiş zavallılar bu sayıklamaları elle yazarak, yahut şapirografi veya taşbasmasıyla çoğaltarak onbinlerce satarlar. bu ticareti yapmak için kasaba kasaba, köy köy dolaşan nurcular vardır. üstelik bunları satarak da sevaba girediğini sanarlar. sözde türkçe olan bu sayıklama kitapları, kürt hamalların fikir seviyesinde yazıldığı için, kimse bir şey anlamaz. anlamadığı için de, onda gizli hikmetler, yüksek gerçekler olduğu kuruntusuna kapılır. bir zamanlar bu sayıklamalardan bana da birkaç tane yollamışlardı. kendimi zorlayarak okuyabildiğim bir tanesinde kürt said radyodan bahsediyor, dünyanın bir ucundan söylenen sözün bir kutudan duyulmasını kutudaki meleklerle açıklıyordu. işte, aşağı tabaka ile birlikte doktor, mühendis ve avukatında şeyhi, piri olan, kendisinden 'efendi hazretleri' diye söz ettikleri kürt said'in seviyesi budur.

    fizikten, titreşimden haberi olmayan, müspet bilimin kıyısından dahi geçmeyen bir yobaz, radyo hakkında ancak bu kadar düşünür. fakat bilgisizliğini de anlamaktan aciz olan o kara cahil, bu katmerli bilgisizliğine bakmadan, türkler aleyhinde hüküm çıkarmaktan da geri kalmıyor. nur risalelerinin birinde, ye'cüc me'cüc denen ve dünyayı yok edecek olan korkunç yaratıkların özbek, tatar ve kırgız gibi 'akvam-ı vahşiyye' (yani vahşi kavimler ) olduğunu yazmıştı. sevsinler medeni kürdü! özbek, kırgız ve tatarlar arasında okuyup yazma nispeti % 90'dır ve aralarında atom bilginleri de olmak üzere her bilim dalında yüzlerce uzman ve bilgin bulunmaktadır.

    kendisini nurculuğa kaptırmış olan bir avukatla, geçen yıl aramda küçük bir konuşma olmuş, kürt said'te ne bulduğunu kendisinde sormuştum. soruma cevap olarak 'kur'an'ın en güzel tefsirini yapmıştır.' şeklinde bir ifadede bulunmuştu. bu genç avukat eski yazıyı bilmiyor, kur'an'ın şimdiye dek en büyük islâm bilginleri tarafından üç islâm dilinde yapılan tefsirlerinden habersiz bulunuyordu. bunu kendisine boşuna anlatmaya çalıştım. bir kere çileden çıkmış, aklın ve mantığın dışına uğramıştı. bir safsataya tereddütsüz inananla uğraşmak neye yarar? bugün devlete düşen görev, bunun sebeplerini arayıp bularak tedavisini uygulamaktır. bana göre ticanilik, nurculuk, yobazlık, komünizm ve partizanlık gibi hastalıkların sebebi, milli ülküden yoksunluktur. tıpkı normal yemek bulamayan aç çocuğun duvarı yalaması, yerde bulduğu faydasız veya zararlı şeyleri yemesi gibi, bağlanacak büyük bir ülkü bulamayan insanlar, abur-cubur düşüncelere kurtarıcı diye yapışıyorlar. çünkü insanlar, bir fikre bağlanmaya mecburdur. bu istidat insanlığın mayasında vardır. bunu hiçbir kuvvet önleyemez. türkçülük, insanlara hiçbir vaatte bulunmuyor, maddi veya manevi hiçbir şey vermiyor. yalnız 'istiyor'... fedakârlık ve feragat istiyor. nurculuk ise cennet vaadinde bulunuyor. ebedi saadet, cennette köşkler, yemekler, huriler vaat ediyor. kafası işlemeyen, hatta aslında materyalist olanlar, tabii nurculuğu seçecektir. nitekim bunu kendileri de söylüyor: 'türkçülük mezara kadar... ondan sonra ne olacak?' diyor. tabii ondan sonrasını kendilerine kürt said hazırlayacak.

    kürt said'in 1327 (= 1909) yılında, istanbul'da vezir hanındaki ikbal-i millet matbaasında basılmış bir eseri vardır. adı: 'iki mekteb-i musibetin şahadetnamesi yahut divan-ı harb-i örfi ve said-i kürdi' dir. kendisinin, said-i kürdi (yani kürt said) olduğunu tasdik ettiği bu eserde, eserin muharriri diye de kendisini yine 'bediüzzaman' diye takdim etmektedir. eserin tabii, yani editörü de 'kürdizade ahmed ramiz'dir. yani dört başı mamur bir eser. bu 48 sayfalık eserin 'hatime' kısmı (44- 48. sayfalar) kürt said'in içyüzünü göstermesi bakımından çok ilgi çekicidir. bunu aynen alıyor ve ağdalı bir dille yazılmış için açık türkçeye çeviriyorum:

    ebna-i cinsime burada birkaç söz söymezsem, bence bahs natamam kalır. (ç.n: soydaşlarıma burada birkaç söz söylemezsem, bence bahis eksik kalır.) 'ey asurîler ve keyanilerin cihangirlik zamanında pişdar, kahraman askerleri olan arslan kürtler! beş yüz senedir yattınız. yeter artık! uyanınız. an sabahtır. yoksa sahra-i vahşette vahşet ve gaflet sizi vahşet sahrasında yağma edecektir. hikmet-i ilahi denilen makine-i âlemin nizamı ve telgraf hattı gibi umum âleme mümted ve müteşa'ib kanun-i nurani-i ilahinin müessisi olan hikmet-i ilahi ufk-i ezelden engüşt-i kaderi kaldırmış, size emrediyor ki, tefrika ile katre katre müteferrik su gibi zayi olan hamiyet ve kuvvetinizi fikr-i milliyetle tevhit ve mezcederek zerratın cazibe-i cüz'iyyeleri gibi bir cazibe-i umumi-i milli teşkili ile kürt gibi bir kütle-i azimi küre gibi tedvir ederek şems-i şevket-i islamiyye ve osmaniyyenin mevkibinde bir kevkeb-i münevver gibi cazibesini ittiba ile muvazene ve aheng-i umumiyyeyi muhafaza ediniz.'

    çevirisi: 'ey asurlular ve ahemenidlerin cihangirlik zamanında, onların öncüleri ve kahraman askerleri olan arslan kürtler! beş yüz yıldır yattınız. yeter artık. uyanınız. an sabahtır. yoksa vahşet ve gaflet sizi vahşet sahrasında yağma edecektir. ilahi hikmet denilen, dünya makinesinin düzeni ve telgraf hattı gibi bütün dünyaya dal budak salan tanrı'nın nurlu kanununun kurucusu olan ilahi hikmet, ezel ufkundan kader parmağını kaldırmış; size emrediyor ki: ayrılık gayrılıkla damla damla dağınık sular gibi boşa giden hamiyet ve kuvvetinizi milliyet fikriyle birleştirip kaynaştırarak zerrelerdeki küçük cazibelerden bir umumi ve milli cazibe teşkili ile kürtler gibi büyük bir kütleyi dünya gibi döndürerek islam ve osmanlı güneşinin mevkibinde parlak bir yıldız gibi cazibesine uymakla muvazeneyi ve umumi ahengi muhafaza ediniz.'

    görülüyor ki kürt said, zavallı kürtlere eski asur ve iran ordularının hayali öncülüğünü yaptıracak kadar koyu bir kürt milliyetçisidir ve çapraşık acemi ifadesiyle kürtleri kürt milliyetçiliği fikri etrafında birleşmeye çağırmaktadır. bunun hiçbir tevili, tefsiri yoktur. beyninde ve gönlünde kötü düşüncesi olmayanlar, bu açıklıktan sonra onun bir islamcı değil, bir kürtçü olduğunu kabule mecburdur."

    h. nihal atsız, ötüken, 7 mart 1964,

    şu kürtçünün dediği her şeyi kaldırabilirim ama, osmanlı gibi bir türk imparatorluğunu hayalperest kürtçülük davasının içine almış ve yine ve yeniden türklerden medet ummuş ya, gözlerim ister istemez her anlamda yaşarıyor vallahi. neyse ki günümüzde de türk olup da kendini nurculuk saçmalığına kaptıranlar ve genel olarak kürtçü beyin(!)ler azalarak bitiyor. zira 21. yy.'daki bir türk devletinin ve modernist milliyetçi ülküsünün kaldırabileceği bir şey olduğunu zinhar düşünmemekteyim.

  • Eğer komünizm dünyaya hakim olsaydı ibrahimoviç'le Sabri sarıoğlu aynı maaşı alıyor olacaktı.

    Evet, ateyiz olduğu için otamatikman bilim adamı kesilen komünist kardeşlerim bunu da açıklayın bakalım!!1!!

  • (bkz: jumanji)
    ey gidi Robin Williams ulan adam göçtü gitti. büyüdüğümü hissettiriyor bunlar bana.

  • üniversiteyi bitirdiğim anda yapacağım eylem.

    muhtemelen islam inancı olan 4 adet suriyeli kıza imam nikahı ile allah'ın emrettiği gibi evleniyoruz. 4 karıyı aldıktan sonra bu kızlarımızı harika bir eğitimden geçirip hepsini güzel üniversitelere sokarak hükümetimizin verdiği burstan yararlanıp karı başına her ay 1200 tl'den başlayarak toplamda 4800 tl bir geliriniz oluyor.

    akabinde ise karıları okul haricindeki part time işlere sokarak ordan da bir gelir geldi mi cebinize? artık aşağı yukarı 15 bin tl'yi bulacak bir geliriniz oluyor.

    sonrasında ver elini maldivler.

  • erkeklerin cinsel yaşamı ile kafayı bozan kızlara ne demeli

  • Nam-ı Kemal, japon, alman ve ingiliz en çok kimin karpuz taşıyacak diye iddiaya girerler. Japon der ki:

    -Ben iki tane taşırım koltuklarımın altına alarak.

    ingiliz de der:

    -Ben de 4 tane taşırım iki koltuk altına iki de omzumun üstüne alırım.

    Alman da der ki:

    -Ben de beş tane taşırım herkes şaşırır nasıl taşırsın ya? iki tane koltuk altına, iki tane omuzlarımın üstüne, bir tane de *arrağıma takarım demiş.

    Sıra Nam-ı Kemal'e gelir, der ki:

    -Ben de 9 tane taşırım iki koltuk altına, iki omuzlarıma ,almanı da *ikime takarım.

    5
  • "bir canlı düşünün;

    tüm beğendiği kadınları/erkekleri aynı anda isteyen,
    yine de erkeği/kadını bir tek ona ait olsun diye bekleyen...

    bir canlı düşünün;

    kendi koyduğu ahlak kurallarını kendine dokunmadığı sürece
    çiğneyen, sadakatsizliği, hırsızlığı, tacizi, sapkınlığı, cinayeti
    toplumdan tepki görmeyeceğini, ya da inancı varsa
    ilahi bir güç tarafından cezalandırlmayacağını bilse, anında yok sayacak...

    bir canlı düşünün, hiçbir şey vermeden herkesin her şeyini almak isteyen.
    insan olmak özünde budur...

    adını hatırlayamadığım bir yazar şöyle der; dünyaya bakıyorum da
    bu kadar kötülük, adaletsizlik ve cinayet...dünyayı tanrı değil şeytan yaratmış olmalı...

    emin ol sen, ben o, hepimiz istediğimiz, gerçekten istediğimiz bir şey için mantıklı bir planımız varsa tüm etik değerleri yok sayarız."

  • Neden Yozgat'ı seçtiler bilinmez ama son günlerde yozgat'a büyük siber saldırılar gerçekleşiyor. Uçağı düşüren pilotun Yozgatlı olmasından şüphe ediyorum ben. Düşünsenize; pilotun eniştesi facebook'a giremiyor komiklik videolar paylaşamıyor falan..

    4
  • "Sevişti bir bakir ile bakire
    Birine milli dediler diğerine fahişe" (Cemal Süreya )
    Namus kadına da erkeğe de farzdır. islamda namus denilince akla ilk Hz. Yusuf gelir.
    Dolayısıyla kadın kadar erkeğinde bekareti önemlidir.
    Kadınların bekaretini tartışacağınıza biraz da erkeklerinkini tartışın derim.

  • akşam akşam yarılmama neden olan dayı.

    link

    feci şekilde sövgü içerir :p

... tümü ...

bizi takip edin