türkiye'de yaşayan bir insanı mutlu edebilecek maaş miktarı

  • Türkiye Cumhuriyeti Devletini baz alarak sizi tatmin edecek aylık gelir ne kadardır? Beni 5000 lira mutlu ederdi. Ayağımı 5000 liralık uzatırdım. Siz ne kadar uzatırdınız?

    1
  • Türk insanı 1300 lira asgari ücretle çalışıp 3 aylık maaşına telefon alan bi millet sen bu millete 5000 lira ver götüne altın don alır

  • para mutlu etmez bence. yanlış olan sistemdir.

    3
  • zannediyorsunuz ki, aylık 100bin tl kazancınız olsa, ekonomik anlamda hiçbir sıkıntı yaşamayacaksınız. Ne kadar kazancınız olursa, ona göre hayatınızı şekillendiriyorsunuz ve ona göre giderleriniz oluyor. Aksine, yoksulluk, zenginliğe nazaran daha az riskli bir hayat sunar insanlara. yani bu tartışma ve bu başlık nafile..

    Edit: tabi ki 100bin tl asgari ücretten iyidir. Yoksulluk övgüsü yapmadım. zenginliğin, yoksulluktan daha fazla stresli ve kriz yönetim odaklı olduğunu anlatmaya çalıştım. büyük denizin dalgasının büyük olması misali...

    4
  • yapmayın gençler 100 bin tl kazanç asgari ücretten iyidir haliyle sıkıntı yaşamazsınız.para da mutlu eder gayet şu zamanda paranın satın alamayacağı bir şey yok.buna mütevellit bana temizinden bir 10 kağıt işimi görürdü.

    Edit:yoksulluk övgüsü yapmadığının farkındayım onu söylemedim aslında bahsettiğin dalgası büyük olur muhabbetine katılmıyorum.zengınlık her yönüyle fakirlikten iyidir kriz yönetimi falan boş goygoylar bunlar.guccı mi alsam Armani mi alsam derdin bu olsun kriz yönetimi diyorsan.

    1
  • ne güzel söylemiş ulu önderimiz ; 'bir ülkede öğretmenden daha yüksek maaş alan olmamalı ' diye
    şimdi ise devlet adamlarından,milletvekilerinden fazla maaş alan yok . canım ülkem benim

  • Herkes eşit maaş almadıkça şikayetler bitmez sürekli daha fazlasını ister
    (bkz: komünizm)

    1
  • Insna doyumsuz bir varlik. Irkla ilgili oldugunu sanmiyorum. Her turlu mutlu olmayip daha fazlasini isteyecektir

    1
  • Bana askari ücret yeter bir sene sonra o parayı ben bir kaç kat atlatırım.

    1
  • memur maaşı olsun bizim olsun mutlu olalım

  • haydar baş asgari ücret 5000 tl olacak deyip eşeğin kulağına su kaçırdın ama 1300 tl asgari ücret kazanıp iphone'u olan bir milletin asgari ücretini 5000 tl yaparsan asfalta jet indirir ona göre

  • maaşla mutlu olacağını zanneden insana sınırsız maaş verin yine de mutlu olmaz. Para mutluluk getirmez.

  • 20 bin. hak ediyorum bence. ?

    1
  • Paranin cok olmasindan ziyade urun ve hizmetler ucuz(ucuzdan ziyade degeri kadar olsa da yeterlidir) olsa herkes mutlu olur, halkin sirtindan gecinenler haric tabi.
    Misal olarak afganististanda uzman doktor maasi 500$. Ancak elektrik su beles, 3 kisilik bir evin dogalgazi ayda turk parasina vurdugumuzda 10 15 lirayi gecmeyecrk duzeyde. Yine turk parasina vurdugumuzda 1liraya 4 ekmek alabiliyorsunuz. Kiyaslamayi siz yapin.

    2
  • Asgari dahi yeter de cebimizdeki çalınmasa .

    3
  • mağazada etikete bakmiyorsaniz yeterlidir

  • 6 daire kira parası + hemşire karın olacak sende yatacaksın basit.

    1
  • Çok maaş. Daha çok maaş. Daha daha çok maaş....

  • konu ile dolaylı olarak alakalı bir durum aslında. tembellik etmeyip okuyabilecekler için güzel tespitler var. yazı, ekşi'den bir arkadaşımın entrysi.
    --- spoiler ---

    gelir eşitsizliğinin adaletsiz bir şey olmaması


    dünyanın en zengin 62 kişisinin servetine el koyup (dünya nüfusunun %50'sinin servetinden fazla oluyormuş) tüm dünya halklarına pay ettiğimiz zaman ne olacağını kabaca bi hesaplayalım: en zengin 62 kişinin toplam serveti yaklaşık 1.8 trilyon dolar civarı. bunu 7.4 milyar insana eşit bölüştürdüğümüzde 243 dolar gibi bir rakama tekabül ediyor. yani kestiğimiz inekler, elde ettiğimiz süte ve ete pek değmiyor. halbuki bu insanlar en azından mevcut durumda yeni 243 dolarlar, bankada tuttukları tasarrufları nedeniyle yeni işler için krediler, yeni icatlar ve bir yandan da devasa bağışlar üretilmesine katkı sağlıyorlar. (bkz. http://givingpledge.org/)

    birinci kısım: eğer kimin zengin olup olmayacağını belirleyen bir otorite olsaydı bu gerçekten adaletsiz olurdu. ama eğer kimin zengin olup olmayacağına biz (tüketiciler) karar veriyorsak bunu adaletsiz olarak görmek biraz zorlama bir yorum. x bir eşyayı (mesela iphone) satın alarak-kullanarak, aslında kimin zenginleşip zenginleşmeyeceğine biz karar veriyoruz (oy vermek gibi düşünün). örneğin iphone yerine vestel telefon kullanırsanız gelir dağılımını daha ‘eşitlikçi’ bir noktaya taşımış olursunuz. veya google yerine yandex’te arama yaparsanız yine daha eşitlikçi bir dağılım sağlamış olursunuz. dolayısıyla ortada ille de bir adaletsizlik varsa, sözkonusu adaletsizliğe bizim kendi kararlarımız sebep olmaktadır.

    gelir farklılıkları ille de 'adaletsizlik' demek değildir. örneğin sergey brin'i ele alalım. google'ı icat ederek hepimizin hayatını kolaylaştırdı ve dünyayı daha iyi bir noktaya taşıdı -ceteris paribus-. neden sergey'in benden daha zengin olması adaletsizlik olsun ki? fakat bir de devletle girdiği kirli ilişkiler çerçevesinde, yolsuzluk yaparak, rüşvet dağıtarak zenginleşenleri ele alalım. burada çok farklı bir durumla karşı karşıyayız ve bunun bir adaletsizlik sonucu yaratılan zenginlik olduğu konusunda kafamız net. dolayısıyla gelir eşitsizliğinden çok, öncelikle eşitsizliğin nasıl gerçekleştiği ile ilgilenmemizin daha anlamlı ve sağlıklı olduğunu düşünüyorum.

    ikinci kısım: gelir eşitsizliğinden bu kadar rahatsız olmamızın bir diğer sebebi de eşitsizlik ile yetersizliği birbirine karıştırmamız olabilir. dünyadaki herkesin en az 10 milyon doları olduğunu düşünün (mevcut alım gücüyle). böyle bir dünyada eşitsizliği bu kadar sorun eder miydik? demek ki sorun ettiğimiz şey aslında kendi başına ‘gelir eşitsizliği’ değil. asıl derdimiz insanların genel olarak iyi hayat standartlarına sahip olması. kazakistan ile moldova ingiltere’den, isviçre’den ve amerika’dan çok daha iyi (eşitlikçi) bir gelir dağılımına sahip. kaçımız isviçre yerine kazakistan’da yaşamak ister? önemli olan gelir dağılımı değildir, önemli olan vatandaşların sahip olduğu ortalama hayat standartlarıdır.
    (bkz. http://data.worldbank.org/indicator/si.pov.gini)

    üçüncü kısım: eşitsizlikten bahsederken yoksulluktan bahsetmemek olmaz. aklımızda tutmamız gereken en önemli şey iki tip yoksulluk tanımının olduğu. a) mutlak yoksulluk b) göreceli (nispi) yoksulluk. mutlak yoksulluk kısaca; günde 1-2 dolardan daha az gelire sahip olanlar için kullanılır. göreceli yoksulluk ise kısaca; yaşadığınız ülke/bölge içindeki oranları ölçer. uzatmamak için çok detaya girmek istemiyorum ama her zaman dikkat etmemiz gereken yoksulluk oranı mutlak yoksulluk oranlarıdır. göreceli yoksulluk oranlarının bu noktada pek bir anlamı yoktur. ve dünyadaki mutlak yoksulluk oranı sürekli düşüyor. hatta yakın bir zamanda mutlak yoksulluğu tümden dünya üzerinden silebiliriz; (bkz. http://www.worldbank.org/en/news/press-release/2015/10/04/world-bank-forecasts-global-poverty-to-fall-below-10-for-first-time-major-hurdles-remain-in-goal-to-end-poverty-by-2030).

    peki zengin ile fakir arasında bu kadar uçurum varken nasıl oluyor da mutlak yoksulluğu bitirmek üzereyiz? bu konu tamamen ‘pastayı büyütmek’ ile alakalı. bu konuya 6. ve son kısımda tekrar değiniyorum.

    dördüncü kısım: ‘gelir’e odaklanan eşitsizlik üzerine devasa bir literatür varken, daha çok dikkat çekmeye çalışacağım ‘tüketim’e odaklanan eşitsizlik literatürü kendini yeni yeni geliştirmekte fakat gittikçe daha çok önem kazanmakta ve büyümektedir. yakın zamanda eşitsizlik tartışmalarında ‘tüketim eşitsizliği’ kavramını daha çok duyacağız. dünyada gelir eşitsizliği oldukça yüksek boyutlarda olsa dahi insanların hayat standartları ve yaptıkları tüketimlere odaklandığımızda artık bu tür dramatik farklar göremiyoruz. (bkz. http://www.econstor.eu/dspace/bitstream/10419/25457/1/515322652.pdf)

    kuşkusuz ortalama bir romalı ile crassus (romalı zengin) arasındaki eşitsizlik, ortalama bir amerikalı ile bill gates arasındaki eşitsizliğe göre çok daha kötüydü. crassus her gün döneminin en güzel yemeklerini yiyip en iyi şaraplarını içerken, sıcak su dolu küvetinde düzenli olarak yıkanırken, soğuktan ve aşırı sıcaklardan korunurken, ortalama ‘şanslı’ bir romalı ekmekten başka bir yiyecek bulamadan hayatını güçlükle sürdürmeye çalışır ve erkenden ölürdü. evet şanslı olanlar. zira romalılar pek çok kürek mahkumu ve arenada ‘eğlence’ olması için vahşi hayvanların önüne atılan esirlere de sahipti. bütün günü bir parça ekmekle geçirmek gerçekten bir şanstı.

    bir de gates ile ortalama bir amerikalıyı karşılaştıralım… kullandıkları modern aletler ne kadar da benzer. telefonundan, bilgisayarına.. klimasından, televizyonuna… ortalama bir amerikalının günlük tükettiği kalori miktarı ile gates’in tükettiği kalori arasında bir fark var mıdır sizce? ya da ortalama ömür beklentileri arasında bir fark var mıdır? sıcak suya veya içilebilir temiz suya ulaşımda bir eşitsizlik söz konusu mudur? muhtemelen aynı basket maçlarına gidiyor, aynı tv şovlarını seyrediyor ve her sabah aynı kahveyi tüketiyorlar.

    tehlikeli olan eşitsizlik gates’inki değil, crassus’unki.

    beşinci kısım: gelir eşitsizliği eğer gerçekten kendi başına bir problem olsa dahi bunun doğru ölçülüp ölçülmediği konusunda şüphelerim var. mesela oxfam'ın son yaptığı araştırmanın da pek çok yanıltıcı teknik içerdiğine dair itirazlar dillendirilmeye başladı bile; (bkz. http://fee.org/anythingpeaceful/6-points-about-oxfams-misleading-inequality-numbers/). enflasyonun doğru arındırılıp arındırılmadığı bir yana, hanehalkları yerine bireyleri, vergi öncesi yerine vergi sonrasını baz alırsak veya sosyal yardımları, transferleri, destekleri vs.. bunları ne şekilde denklemimize katarsak elde ettiğimiz sonuçlar da o yönde değişim gösteriyor. (örneğin şurada http://www.econtalk.org/archives/2011/10/bruce_meyer_on.html ve şurada da http://politicalcalculations.blogspot.com.tr/2011/10/real-story-behind-rising-us-income.html biraz bahsediliyor bunlardan)

    biliyorsunuz gelir eşitsizliği konusunda sık sık atıf yapılan piketty’ye de bu yönde hesaplama hataları yaptığına dair ciddi eleştiriler yöneltildi; (bkz. http://www.ft.com/intl/cms/s/2/e1f343ca-e281-11e3-89fd-00144feabdc0.html#axzz3xdtdd7ow)

    altıncı kısım: eğer gelir eşitsizliği kendi başına bir sorun olsa dahi ve hatta doğru ölçüyor olsak dahi yine de ciddi bir problem teşkil etmiyor olabilir. burada değinmek istediğim kavram ‘iktisadi mobilite’. örneğin amerika’da yapılan bir çalışmaya göre 1975 yılında en zengin %20 toplam gelirin %43’ünü alırken, 1997 yılında bu rakam %49,5’a fırlıyor. aynı yıllar arasında en yoksul %20’lik dilimin aldığı pay ise %4,4’ten, %3,6’ya düşüyor. tablo bu şekilde korkutucu görünüyor fakat gözden kaçırmamız gereken iki nokta var burada;

    a) 1975 yılında en yoksul %20’lik dilime girenler, 1997 yılına gelindiğinde artık o grupta değiller, onlar da üstteki dilimlere tırmanmışlar. zira en alt dilimde genelde her zaman öğrenciler ve yeni göçmenler oluyor.

    b) en önemli nokta ise pasta o kadar büyümüş ki 1997 yılında toplam gelirden alınan %3,6’lık pay, 1975’teki %4,4’ten daha büyük bir gelire denk geliyor. bu çok önemli bir bilgi çünkü genelde yüzdeler üzerinden yapılan gelir eşitsizliği tartışmalarında bu konu manipüle ediliyor. büyük bir yüzdenin küçük bir parçası, küçük bir yüzdenin büyük bir parçasından iyidir.

    (şurada konuyla ilgili açıklamalar mevcut:http://myslu.stlawu.edu/~shorwitz/good/myths.htm. konuyla ilgili dilimize çevrilmiş bir video için: http://www.liberalizm.tv/zengin-daha-zengin-olurken-fakir-daha-mi-fakir-oluyor/)

    yedinci kısım ve son: bu tür gelir eşitsizliği haberlerini okuduğumuz zaman hemen içimizden o en zengin %1’in servetine el koyup yoksul ne kadar kişi varsa dağıtmak geliyor. ancak bu, yoksullukla sürdürülebilir bir şekilde mücadele edebilmek için oldukça yetersiz kalacaktır. dünyanın yine o şikayet ettiğimiz eski haline gelmesi çok zaman almayacaktır. hem daha çok süt adına inekleri kestiğimiz için çok daha kötü bir ortamla dahi karşılaşmamız yüksek ihtimal. eğer bir gün hemen hemen tüm servetinize el konulacaksa neden servet üretmekle veya bir şeyler keşfetmekle vakit harcayasınız ki?

    son olarak, gelir eşitsizliğini küçümsüyor değilim. hatta insanların mutluluğunun kısmen bununla ilintili olduğunu da düşünüyorum. derdim sadece bu konunun farklı perspektiflerden de incelemeye muhtaç olduğu. insanların hayat kalitesini arttıran gelişmeler maalesef ağır vergilendirmelerle veya sosyalist devrim denemeleriyle pek gelmiyor. keşke o kadar kolay olsaydı. bugün dünyanın yaşayan en büyük 3 ekonomistinden biri olarak kabul edilen daron acemoğlu’nun da hem son kitabında hem de tüm konferanslarında defalarca vurguladığı gibi piyasa ekonomisinin gelişip serpilebileceği bir ‘kurumsallaşma’yı yaratmak (özel mülkiyet, hukukun üstünlüğü, özgür ticaret, dışa açıklık, şeffaflık vs..) milletlerin zenginliğine açılan en sağlam ve gerçekçi kapı.

    ülkeleri inceleyip bu kriterlere göre notlar veren uluslararası bir endeks var. adı: iktisadi özgürlük endeksi. kısacası hangi ülke piyasa ekonomisinin gelişebileceği bir ortamın önünü daha çok açıyorsa ona daha yüksek not veriyor. ve bu endekste görüyoruz ki, iktisadi açıdan en özgür ülkeler aynı zamanda bulundukları coğrafyaya göre daha yüksek hayat standartlarına sahip olan ülkeler (bkz. http://www.heritage.org/index/). demek ki doğru iktisadi politikaları uygulayarak pastayı daha çok büyütmek, dünyadaki yoksullukla ve hayat standartları arasındaki farklarla daha etkin mücadele edebilmek mümkün. eğer henüz bu endeksten habersizseniz ve biraz da ingilizceniz varsa mutlaka bi inceleyin derim.

    bu arada hala okuyorsanız size ve bu yazıyı yazmamda bana fikirleriyle yol gösteren matt zwolinsky'e ayrıca teşekkürler.

    edit: yazıdan sonra çok anlamlı bulduğum bazı geridönüşler aldım. bunlar üzerine birkaç ekleme yapmak istiyorum. fırsat eşitliği çok önemli bir konu. her şey elimizde değil. ne olursa olsun, 'talih' gibi çok önemli bir faktör de var. bir insan tekerlekli sandalye ile bir yere kadar bir şeyler başarabilir. veya çok önemli şeyler başarabilirse, o onun mucizesidir. herkesten bunu bekleyemeyiz. bugün dünyaya kadın olarak geldiğinizde bile iktisadi anlamda erkeklere göre 3-0 geride başlıyorsunuz. her şeyden önce dünyaya kendi irademizle gelmiyoruz. kendimizi burada buluyoruz ve bir şekilde -eğer özel mülkiyet anlayışını benimsiyorsak- bu dünyaya gelen her bir kişinin bu dünyadaki mülkiyet sahiplerinden bir miktar tazminat hakkının olduğunu düşünüyorum. işte bu tazminat hakkına verdiğimiz bir diğer isimdir aslında kamu yardımları. bu noktada, sınırları belli, asgari bir kamu yardımı sistemi çalıştırılmalıdır.

    tek aklıma takılan şey; devletin diğer pek çok konuda olduğu gibi, bu konuda da oldukça etkinsiz olması. amerika'da yapılan bir araştırmaya göre devletin aldığı her 3 dolardan 2 doları bürokrasi içerisinde eriyor. geri kalan 1 doların da yaklaşık yarısı, belediyelerde falan tanıdıkları olan ve 'orta sınıf' şeklinde tabir edilen kesimlere gidiyor. yani koskoca 3 dolardan gerçekten yoksul olanlara ulaşan miktar 0.50 cent var-yok. ki dikkat edin amerika'dan bahsediyorum. diğer hesapsız kitapsız devletlerde durum ne noktadadır siz düşünün. bu nedenle devletin bu alanda doğrudan aktif görev alması yerine ya finlandiya'da yeni yeni denenmeye başlayan 'vatandaşlık geliri' gibi (tabii kısmen daha sınırlandırılmış) bir uygulamanın yürürlüğe konulması, ya da devletin bu yardım işlerini özel vakıflar/stk'lar üzerinden finanse etmesi, eğitim kuponlarının dağıtılması, doğrudan devlet hastaneleri kurmak yerine özel hastanelerde yoksulların bakımını üstlenmesi bana çok daha etkin bir şekilde yoksullukla mücadele edebileceğimizi sinyalliyor.

    tekrar ediyorum; fırsat eşitliği son derece önemli bir konudur. elbette onu da doğru okumak lazım. bir devlet müdahalesini arttırarak fırsat eşitliğini sağlamaya çalışmak var..bir de müdahaleleri azaltarak. iktisadi özgürlük endeksi'nde görüyoruz ki, müteşebbis ruhun en çok gelişip serpildiği, genel olarak daha çok zenginlik ve refahın yaratıldığı yerler en az devlet müdahalesinin olduğu yerler. yani fazla devlet müdahalesi daha çok sefalet getiriyor. yani kalkıp "bir ingiliz ile afrikalı arasında fırsat eşitliği yok!" demek bir noktada doğru olsa da asıl soru "ingiliz vatandaşı neden daha çok fırsata sahip?" diye sormak olmalı. bu perspektiften bakmaya başladığımız zaman bu konularda daha sağlıklı bir ilerleme kaydedeceğimizi umuyorum.


    --- spoiler ---

    bkz linkleri için de, direkt entrynin [ link https://eksisozluk.com/entry/57906423] 'i

  • Otobandan uçak kaldırırlar

  • üç milyar yedi yüz elli milyon

  • bes bin beni mutlu eder fazlasinda gozum yok.

    1
  • Mümkünse 12-13 bin sen sağ ben selamet . Istediğim ayakkabıları alıp giymeden ölmek istemiyorum

galeri (1)

rasim kütah ozanyali
2016-05-01 00:29:59

bizi takip edin

omü sözlük © 2015


birtakım şeyler: iletişim - - -