teizmde vahiy problemi

  • thomas paine'in ortaya attığı, benim de geliştirdiğim problem.

    Vahye inanmakla yükümlü olan sadece vahyin indiği kişidir. Çünkü diğerleri için vahiy ikinci el bilgidir, bir söylentidir ve kimsenin inanma sorumluluğu yoktur. Şimdi bu epey basit ama etkili bir eleştiri bence, ki implicationlarını da dikkate aldığında tüm teistik dinlerin sınav anlayışının temelini kazıyor. Biraz açayım:
    Birisi gelip sınıfa "Linguistik hocası herkesten beş lira istedi. Ayrıca sınavda x, y, z kitaplardan çıkacakmış. Bir de yarın herkesin kırmızı giymek zorunda olduğunu söyledi." derse kimsenin o söze inanma sorumluluğu yok, çünkü sınıfın diğerleri için bunlar ikinci el bilgi, bu bir Bir Nisan şakası olabilir, ya da ilk iki cümle doğru üçüncüsü yanlış olabilir, ya da hepsi doğru olabilir. Fakat reel dünyada bunu teyit etme şansın var, gidersin hocaya sorarsın hepsini tek tek. Ama vahiyde bunun içinden çıkması çok daha zor. Elimizdekilere bakalım, ben üç büyük teistik din adına konuşacağım:
    islam'da elimizdeki asıl normatif kaynak Kuran, vahyi alan tek kişi, 1400 sene önce. Hristiyanlıktaki normatif kaynak Yeni Ahit+Eski Ahit. Yeni Ahit çoğunlukla isa'nın havarilerinin onun hakkındaki söylencelerinden oluşuyor. Eski Ahit de benzer ama bunun yanında On Emir var.
    1400 sene önce bir kişi Tanrı'dan vahiy aldığını iddia ediyor. Yaşamımızı buna göre düzenlememiz gerektiğini söylüyor. Fakat vahyi ben almadım, bu benim için sadece bir söylenti, hem o dönemde hem şimdi vahiy aldığını söyleyen bir sürü kişi çıkıyor ortaya, fakat kimse bunlara inanmakla mükellef değil. Vahyin doğruluğunu kanıtlamaları lazım. Normalde bunun iki yolu var; ya Tanrı herkesle tek tek konuşur (ki omnipotent bir varlık için hiç de zor değil) ya da vahiyleri kanıtlayan mucizeler gösterir. ilki değil, çünkü Kuran'ın iddiası vahyin tek kişiye (Muhammed) indiği. Ama ikincisi de yok çünkü Muhammed'in hiçbir mucizesinin olmadığı Kur'anda söyleniyor (Enam 35, 37; Yunus 20; Rad 7, 27, 38; Ankebut 50; Enbiya 5) Burada Muhammed'in mucizesi vs Kuran'ın mucizesi ayrımı yapılabilir, ama biz Kuran'ın herhangi bir mucizesini de göremiyoruz dil oyunları spekülasyonları dışında. Kuran yeni mucize getirmiyor, eskileri referans olarak gösteriyor. Bu da yine bir söylentiyi kaynak vermek oluyor. Benim için ise söylentinin söylentisi. Bundan dolayı sorumlu tutulmamam gerek mantıki olarak, nasıl ki Edip Yüksel'in vahiy aldığı iddiasından (aldıysa bile) sorumlu tutulamayacağım gibi.


    O zaman adil ve mantıklı bir tanrı kimseyi sorumlu tutamayacağı normlar üzerinden cezalandıramaz yahut ödüllendiremez. Çünkü bilgi akışı bu sınav nosyonuna müsait değildir. O zaman şu çıkıyor sonuç olarak:
    Tanrı eğer bu vahiyler üzerinden bir sınamaya giderse adilanelik ve mantıkîlik sıfatlarını kaybetmiş olur. Bu da ibrahimi dinlerin mutlak iyi/üstün tanrı iddiasıyla direkt çelişir. O zaman teizm (en azından ibrahimi dinler için) sorunludur.
    Eğer tanrı bu vahiyler üzerinden sınama yapmıyorsa teizmin (ibrahimi dinlerin) iddiaları geçersizdir. O zaman Teizm (en azından ibrahimi dinler için) sorunludur.
    Mutlak üstün (mutlak iyilik, kadr-i mutlaklık, omniscientlik vb) bir tanrı herkese vahiy göndermeden veya gönderdiği vahyi kanıtlamadan bir sınava tabi tutamaz. Şimdiye kadar buna dair bir kanıt göremedik. Demek ki teizm genel olarak sorunlu.
    Eğer tanrı mutlak iyi değilse, yani kötülük yapabiliyorsa o zaman ahlak felsefesini konu alan farklı sorgulamalara gidilir. Yani "kötü bir tanrıya tapmak ahlaki midir?" gibi sorular sorulur, bu da tanrının varlığı ya da yokluğuyla ilgili değil. Ama ibrahimi dinler mutlak iyi bir tanrı iddiasındalar, hem kötülük problemi hem de tanrının yaptığı söylenegelen (misal Lut kavminin helakı) bazı şeyler direkt olarak kötü olan eylemler var, o zaman ibrahimi/teistik dinler sorunlu.
    Yukarıda bahsettiğimin dışındaki olaylara müdahil olmayan bir tanrının varlığı da beni ilgilendirmez. Ergo über alles Apateizm.

    1

    bizi takip edin

    omü sözlük © 2015


    birtakım şeyler: iletişim - - -