susuz yaz

  • 64 tarihli metin erksan'ın necati cumali uyarlaması. şimdi tabii ben bu filmin neo-realist ya da refiğin koyduğu şekliyle ulusal sinema-cı tarafından bahsetmeden duramayacağımdan söze giriyorum gayet balıklamatik sevgili sözlük okur/yazarı. metin erksan ilginç bir adam. bizim bu neo-realist geleneğimize örneğin lütfi akad'ı veya refiği korkusuzca yerleştirebilirken örneğin erksan'da veya ne biliyim daha belirgin olarak mesela atıf yılmazda bunu yapamıyoruz. bunun nedeni şudur ki bu yönetmenler çok farklı dönemlerde çok farklı sinemasal akımlardan etkilenmişlerdir. kendilerine has bir anlatım dilleri yoktur demiyorum (her ne kadar bu atıf yılmaz için denilebilirse de ki lütfen bunu kötü anlama sözlük okur/yazarı). erksan da öyle bir adam. yeri geliyor yeni-dalga rüzgarını doğulu biçimde anlayan ciddi anlamda "yenilikçi" filmler yapıyor (sevmek zamanı) yeri geliyor avantür filmler yapıyor, yeri geliyor deneysel şekspir uyarlamaları(kadın hamlet) yapıyor bir bakıyorsunuz fazlasıyla hristiyan bir korku filmmini "islami sahaya" taşıma çabasına girişiyor(ki şeytan da şahsi kanaatim odur ki çok sağlam bir film olmakla birlikte modanın etkisiyle şamar oğlanına çevrilmmiştir). ancak erksana genel anlamda ulusal sinemacı(neo-realist) sinemacılarımızdan diyebiliriz. özellikle bu akımın etkili olduğu 60'ların ilk yıllarında kendisi kesinlikle neo-realizmin etkisindedir. bu dönem aslında sinemamızda ikinci kopuş dönemi olarak tanınabilir.

    akad'ın kanun namına ile başlattığı ve birinci kopuş olan sinemamızın kendisini tek başına bir "sanat" olarak tanımlama ve varetme dönemi geride bırakılmış ve bir dil oluşturma çabasına girilmiştir. e eğer böyle bir çaba varsa eğer bu dönem kuşkusuz ki verimli ve deneysel olacaktır. öyle de olmuştur zaten. türkiye de yapılan sinemaya bir karakter katma bir dil kazandırma çabaları o dönemde özellikle lütfi akad'ın öncü "sosyal sinema" çabalarının halit refiğ tarafından bir adım daha öteye götürülüp "ulusal sinema" kavramının ortaya atılmasıyla iyice etkin hala gelmiştir. refiğin görüşleri akademik ve sinema çevrelerinde kabul görür ancak şöyle bir durum vardır ki sinema denen sanat bir dere yatağı boyunca bir süreklilik içinde ilerlemez. anlatmaya çalıştığım şudur refiğ her ne kadar düzenli teorik bir yaklaşım ortaya koysa da "sosyal sinema" denen şey kendisine "resmi" olanın dışında da yataklar bulmakta gecikmez. bu sayede "sosyal" olanı farklı biçimlerde anlayan farklı yönetmenler peyda olur işte bunlardan biri de erksandır. erksan daha yayınlanamayan 52 yapımı ilk filminden (aşık veysel'in hayatı) başlayarak kendisini ön ulusal sinemacılardan saydırabilecek derecede hatırı sayılır sayıda işe imzasını atmış bir yönetmendir. ancak onun sosyal olanı anlayışı refiğinkinden veya lütfi akad'ınkinden farklıdır. o sosyal sinemadan toplumsal olanın teorik çıkarımından çok felsefi bir çatışmmanın dışavurmunu görür. bu nedenler örneğin köy filmlerinde vurguladığı şey genelde doğayla savaşım içindeki insandır. işte bu görüştür ki tüm susuz yazı etkisi altına almıştı. film boyunca erksanın bize vermek istediği köylülerin ezilmesi ya da osman'ın katıksız bir tiran olmasından çok doğa karşısında galip gelmeye çalışan insanın durumudur. bu yönden bakıldığında hem osmanın bir tirana hem de köylünün "olmak" veya "olmamak" arasında gidip gelen pamuk ipliği durumunu anlayabiliriz. ona göre insan doğa ile bu çatışması kadar vardır veya yoktur. tüm film bu düşünce etrafında döner. bunun içindir ki erksan tüm film boyunca o müthiş geniş açılı yakın çekimleri kullanmıştır(sovyet sinemasında çok görürüz bunu) insanı doğa karşısında yüceltir film boyunca bu kuşkusuz izleyene verilmesi istenen duyguyu yansıtır. erksan "hareket çağrısını" sözlerle değil görüntüyle yapmayı tercih etmektedir. ve o koşulların bir sonucu olan tiranı değil onu tiran haline getiren süreci hedef göstermektedir. film boyunca erksanın kamerası durağan değildir.

    diğer ulusal sinemacıların aksine erksan kameranın hareketli olmasını ve daha az şey görerek daha çok şey anlatması gerektiğini her filminde vurgular zaten. az daha filmin en mühim özelliğini unutuyordum sözlük okur yazarı. bu film çekildiği bölgeye saygı gösterenlerdendir. ege bölgesinin tüm otantik özelliğini korur. özellikle dilsel özelliklerle belli edilen bu "sadık kalma durumu" aynı zamanda erksanın çevresine müthiş (ve şiirsel) bir saygıyla bakan kamerasıyla ve bölge insanı olduğunu sandığım köylüleri oynayan? oyuncularıyla da gösterir kendini.

    3

    bizi takip edin

    omü sözlük © 2015


    birtakım şeyler: iletişim - - -