kazıklı voyvoda

  • (bkz: ııı. vlad)

    Padişah (fatih sultan Mehmet) Trabzon seferinden döner dönmez, Eflak voyvodası Vlad ile savaşa tutuşmak gerekliliği doğmuştur. Bu voyvoda, hem maharetli, hem de zâlimdi. Macaristan, Eflak, Türkiye onu üç değişik adla karakterize ederler. Vlad, Macarlar tarafından genel olarak Drakul (şeytan), Ulahlar tarafından Çepelpuç (cellâd), Türkler tarafından da kazıklı – voyvoda diye anılır. Bunun deli vahşiliği hakkında bir fikir edinilmek üzere birkaç olayını örnek vermek gerekir.

    Bu vicdansızın en çok sevdiği temaşa: kazık işkencesi idi. Özellikle kazıklara vurulmuş, işkence içinde can veren Türklerin teşkil etmekte olduğu yoğun bir dairenin ortasında kendi saray halkı ile birlikte yemek yemekten pek zevk duyardı. Eline Türk esirleri geçirince ayak derilerinin yüzülmesini ve meydana çıkan kırmızı etlerin tuz ile ovuşturulmasını isterdi. Kendisin gönderilen Osmanlı elçileri başları açık olarak onun önünde saygı duruşu yapmaktan kaçınınca, babalarının geleneklerine uygun olarak ve daha kuvvetli bir surette başlarından durması için sarıklarını üçer çivi ile başlarına çaktırmıştır. Bir gün memleketinin bütün dilencilerini büyük bir ziyafete çağırmış, onları iyice doyurduktan sonra sofra masasını ve salonu ateşe verdirmiş hepsini yaktırmıştır. Bir defa bir takım zavallı kadınların memelerini kestirerek, onların yerine çocuklarının başlarını yapıştırtmıştır. Çocukları, annelerinin ateşte kızartılmış etlerini zorlamıştır. insanları sebze gibi doğramak ve çömlek içinde pişirip kaynatmak için makineler icat etmiştir. Bir gün eşek üzerinde rastladığı bir papazı eşekle birlikte kazıklatmıştır. Başkasının malına el dokundurulmaması vazetmiş olan bir rahip, sofrada Vlad’ın kendisine ayırdığı bir ekmek parçasına el uzattığından dolayı hemen orada kazığa vurulmuştur. Metreslerinden birisi kendisini hamile sandığı için canavar, bizzat kendi kadının karnını yarmıştır. En büyük şenlikleri birçok adamı birden işkenceye koymaktı. Macaristan ve Transilvanya’dan dil öğrenmek için gönderilmiş olan dört yüz delikanlıyı birden ateşe verdirmiştir. Altı yüz Bohemya tüccarını Pazar yerinde kazığa vurdurmuştur. Asılzadelerden olup, kendisi tarafından şüpheli görülen beş yüz kişi – bulundukları kazadaki halkın doğru bir defteri vermemişoldukları bahanesi ile – yine o cezaya uğramışlardır. Fakat bütün bunların hepsi Osmanlılar aleyhindeki savaşında Bulgar halkı hakkında yaptığı katliam ile kararlaştırılırsa, pek sönük kalır. Bu kana susamış adam, Eflâk hükûmetine Fatih Sultan Mehmed’in yardımı ile kavuşabilmişti. Erkek, kadın, çocuk yirmi binden fazla insanın az zaman içinde yok edilmesi ile kuvvetini artırmıştı (1461). Padişah, bu tiranın zulümleri yüzünden yaptıklarının cezasını görmesini istediği kadar, Matyas – Korinos’a elçiler gönderdiği, hazineye ödemeye söz verdiği vergiyi ödemekten kaçındığı ve istenen beş yüz genci de göndermediği gibi, bizzat Bab-i Humâyun’a gelmekten de çekindiği için, onun hükûmetini yıkmak istiyordu. Ayrıca Vlad’ın elinde tuttuğu Eflak’ı da onun kardeşi Radul’a vermek arzusunda idi.

    Vlad’ın te’dibe karar vermiş olan Sultan Mehmed, ilk önce Vidin valisi olan Hamza Paşayı Yunus Beyle beraber Vlad’ın sarayına gönderdi. Bu iki adam voyvodayı bir görüşme için çağırdılar. Amaçları onu bir hile ile ellerine geçirmekti. Drakul ise niyetlerini sezdiğinden onları maiyetleri ile birlikte yakalayarak ellerini ve ayaklarını kesmiş, sonra da hepsini kazığa vurdurmuştur. Fakat canavar, hayvanlığının bir belirtisi olarak, Paşa’ya daha üstün bir mevki vermiş, onu ötekilerinden daha yüksek bir kazığa vurdurmuştur. Drakul, bu türlü hareketleri oncan önce kendi maiyetinde birisi içinde göstermiştir. Bir yaz günü kazığa vurulmuş birçok insanların içinden iki kişi geçerlerken, adam, bu ölülerden yayılan pis kokuyu nasıl dayandığını sorma ihtiyatsızlığında bulununca, Kazıklı Voyvoda onu – kokudan ıztırap çekmesin diye hemencecik orada daha yüksek bir kazığa oturtmuştur.

    Kazıklı Voyvoda, padişahın teşebbüsüne kızarak, Hamza Paşa ile Yunus Beyi yok ettiten sonra Bulgaristan’ı istilaya başlamak suretiyle düşmanlığını açıkça göstermiştir. Memleketi yakıp, yıkmış yolu üzerindeki kasaba ve köyleri birçok zarara uğratmış ve arkasından yirmi beş bin esir bulunduğu halde Tuna’dan geçerek, Eflâk’a dönmüştür.
    Sadrazam Mahmud Paşa elçinin korkunç ölümünü ve Bulgaristan’ın yakılıp, yıkılışını Fatih’ arz etmeye geldiği zaman, ilk öfke ile padişah, Mahmud Paşaya vurmuştur. Fatih derhal – istanbul fethindeki sayıya yakın bir ordu ile (yaklaşık olarak iki yüz elli bin) – Vlad’ın üzerine yürümek istedi. Bütün ilere tatarlar çıkarıldı. Sadrazam iki yüz bini bulan ordu ile Tuna üzerine ilerledi. Padişah, bizzat yapılan hakaretin öcünü almak istediğinden yirmi beş kadırga ile ve başkaca yüz elli gemi ile Karadeniz’i geçerek Vidin’e kadar Tuna’dan yukarı çıktı. O zaman ticaretinin genişliği ile pek meşhur olan ibrail ile Osmanlı askerinin yolu üzerinde bulunan şehirler kül haline geldi. Drakul, Eflâk kazâlarının kadın ve çocuklarından bir kısmını Prasov’a , diğer bir takımını da memleketi örten yoğun ormanlara gönderdi. Ordusunu iki fırkaya böldü. Birincisini – Osmanlılarla birleşerek bir müddet Kilya’yı kuşatmış ve başarı sağlayamayınca Eflâk üzerine sevk etti. Yedi, yahut on bin kişi kadar olan ikinci fırka ile de Osmanlı ordusuna karşı yürüdü. Drakul kıyafet değiştirerek bizzat Osmanlı ordusunun arasına girmeyi ve özenle keşiflerde bulunmayı başardıktan sonra, bir gece baskını yapmak projesi hazırladı.

    Vlad’ın süvarileri fenerler, fanuslar tedarik etmişlerdi. Geceleyin Osmanlı ordusunun üzerine düştüler. Türkler heyecanla ilk anda hemen hiçbir hareket yapamadılar. Vlad’ın maksadı doğrudan doğruya padişahım çadırına gitmekti. Fakat yanılarak sadrazam Mahmud Paşa ile ishak paşa’nın çadırlarına saldırdılar. insanlardan çok da atları, develeri öldürdüler. Bu sırada Osmanlı süvarileri çoktan atlanmış idiler. Eflâklılar padişah çadırına eriştikleri zaman yeniçerilerin savunmaya hazır durumda olduklarını gördüler. Ordu da savaş safı kurmaya muvaffak olmuştu. Sağ kanada eski mora beyi ve Turhan’ın oğlu Ömer bey, Evrenosoğlu Ahmed bey, Mihaloğlu Ali bey ile Malkoçoğlu Bali bey bulunuyordu. Sol kanada Arnavutluk beyi Nasuh bey, Esved bey ve Mihal – zâdelerin öteki oğlu iskender Bey vardı. Bütün gece her iki tarafça bir kayıp olmadan karakol savaşları sürüp durdu. Güneş doğunca Kazıklı Voyvoda çekildi. Akıncı komutanlığı ailesinde soydan gelme olan Ali bey akıncılarla düşmanı izledi ve bin esirle geri döndü. Fatih bunları hemen oracıkta idam ettirdi. Gece savaşında ele geçmiş olan bir Eflâklı sadrazam mahmud paşa’nın çadırına götürüldü. Esir sorulan ilk sorulara yeteri kadar cevap verdi ise de, Vlad’ın ne taraftan gelmiş ve hangi tarafa çekilmiş olduğu hakkındaki sorulara – bunları pek iyi bilmiş olmasına rağmen – hiçbir cevap veremeyeceğini belirtti. Çünkü Drakul’un vahşiliğinden ziyadesi ile korkuyordu. Ölüm karşısında bile bir şey söylememekte direndi.

    Vlad, sanki büyülü bir kuvvetle ortadan kaybolmuştu. Fatih sultan mehmed onun payitahtı üzerine yürüyerek, Eflâk içinde ilerledi. Fakat burasını kuşatmaksızın geçti. Bu şehrin az ötesinde bir ırmağın suladığı ovanın girişinde kazıklardan kurulu bir orman kurulmuş olduğunu görünce hayret etmekten kendisini alıkoyamadı. Yarım fersah uzunluğunda bir mesafe içinde bir kısmı kazığa vurulmuş, bir kısmı çarmıha gerilmiş, yirmi bin Türk ve Bulgar bulunuyordu. Bunların ortasında ve diğer kazıklardan daha uzun bir kazık üzerinde – ipek ve erguvani en güzel elbisesini giymiş olarak – Hamza paşa’nın cesedi hâlâ ayırt edebiliyordu. Annelerinin yanında öyle çocuklar görülüyordu ki: kuşlar bağırsaklarının üzerine yuva kurmuşlardı. Bu korkunç manzarayı görünce padişah:
    - “Bu kadar işler yapmış, teb’asıı ve kuvvetini böyle kullanmış bir adamı ülkesinden çıkarmak çok güçtür.” Dedi. Fakat az sonra sözlerine şu cümleyi de ekledi:
    - “Bu kadar suçlar işlemiş bir adam asla itibara değmez.”
    Vlad, arazinin durumunu iyi bildiği için bir orada bir burada görünerek, padişahın ordusunu yolu üzerinde yormak ve uğraştırmak istedi. Sonunda Osmanlılara karşı savunmak için ülkesinde sadece altı bin kişi bırakarak Moldovyaya çekildi. Bu az sayıdaki süvariler turhanoğlu ömer bey’e karşı döğüştülerse de yenildiler. Ömer bey - askerinin mızraklarına saplanmış – iki bin Eflâk başı armağanı ile ordugâha döndü. Padişah, hizmetlerinden dolayı ona Teselye beyliğini verdi. Osmanlı süvarileri karşılarında döğüşecek ordu bulamıyorlardı. Birçok bölümlere ayrılarak bütün Eflâk’a yayıldılar. Drakul, moldovya sınırı üzerindeki yerini de bırakarak, Macaristan’a çekilmek zorunda kaldı. Kendisi Matyas korinos’dan yardım dilemiş ve bu ümitle oraya gitmiş olmakla beraber, matyas onu budin yahut belgrad’da hapsettirdi.

    Fatih sultan mehmed, bu seferden oldukça yorulmuş olarak istanbul’a dönmek istedi. Eflâk prensi radul’u oturtmak emri ile akıncılar komutanı Ali bey’i orada bırakıpi kendisi güzel istanbul’a döndü. Radul yılda on bin duka vergi vermek suretiyle, on beş yıl Eflâk’a hüküm sürdü. Fakat bu prens kaza ile ölünce, vlad hapishanede kaçarak, yahut da serbest bırakılarak Eflâk üzerinde yine bir kanlı yıldız gibi gülüverdi. En sonunda – Eflâk’a dönüşü üzerinden iki yıl geçince – kendi köleleri tarafından yok edildi. Böylece yeryüzü insanlığın bir aybı ve belâsı olan bu canavardan ebediyen kurtuldu. Türkler bunun pis başını bir zafer alâmeti olmak üzere şehir şehir dolaştırdılar. Gerçi tâ birinci mehmed zamanında, eli yıl önce, Eflâk vergi altına alınmıştı. Bunun verilmesini kolaylaştırmak için Yerköy kalesi de yapılmıştı. Ama Osmanlı padişahları ancak Vlad’ın cehennemi boylamasından sonra kendilerini Eflâk’ın tam sahipleri saymışlardır.

    9
  • Dracula başlangıç filminde işlenmiştir konu dracula ile fatih sultan mehmet olayı yalnız biraz degişik bir açıdan ama yinede müslümanlara türklere giydirmişler tabii cani gözüyle görüyorlar aşşagılanmış küçümsenmiş ama filmde ironi olan şu ki türkleri sadece voyvoda insan üstü bir güçle vampire dönüşerek yeniyor.

  • (bkz: drakula) zaten türkleri yenmesi başka türlü açıklanamaz

    bizi takip edin

    omü sözlük © 2015


    birtakım şeyler: iletişim - - -