hayallerim aşkım ve sen

  • aslında temelini ödipal kompleks'ten alan bir adet atıf yılmaz filmi. 87 yapımı, senaryo ümit ünal'a ait, ümit ünal tarafından yazılmış bir senaryo olunca elimizde bir kaç şeyi önceden anlıyoruz zaten, film belli ki karakter merkezlidir, psikolojik bir alt metne sahiptir ve mutlaka sağlam kurulmuş bir çatıya ve karakterlere ev sahipliği yapar. film izleyeni bu noktalarda fazlasıyla tatmin ediyor, daha da önemlisi atıf yılmaz'ın 80'lerde bir sinema geleneğini neredeyse kurutan entel filmlerine( ki nebil özgentürk'ün isterik bir şekilde vurguladığının aksine türk sinemasına asıl erozyonu yaratan istismar ve porno geleneği değil bu entel filmcilik denen sinema ucubesi anlayışıdır zira türk sinemasının zaten apayrı bir "istismar" sineması anlayışı vardır) karşı gerçek bir şeyler üretme çabasında olan nadir bir kaç sinemacıdan biri olması (zeki ökten, tunç başaran gibi), atıf yılmaz bukalemun kabilinden bir yönetmendir, gerçekten de, kariyeri boyunca çok farklı türlerde, çok farklı tonlarda, çok farklı yaklaşımlarla eğilimlerle eser vermiş, incelenmesi, takip edilmesi, her hangi bir kalıba sokulması biraz zor bir yönetmen. hayallerim aşkım ve sen'de yılmaz'ın ah belinda ve adı vasfiye ile birlikte fantastik soslu dram-komedi türü içine sokulabilirse de diğer ikisinden oldukça farklıdır sanırım. çünkü hayallerim... basit bir metafizik öykü'den çok saplantılı bir karakterin incelenmesidir( ki bu açıdan adı vasfiye'ye benzetilebilir) ancak (belki de ümit ünal'ın etkisi) psikolojik bir incelemeye dönüşür film boyunca coşkun'un incelenmesi. coşkun, bir yetimdir, yetimhanede yetişmiştir, baba veya anne figürünün (özellikle anne) olmayışı filmin en temel noktalarından biridir aslında, coşkunun olmayan annesi bir bakıma filmin asıl başrolüdür, derya onun hem yerine koymaya çalıştığı annesi hem de cinsel bir objedir onun için bu nedenledir ki izlediği iki filminin içinden bu iki karakteri çekip almış ve onları zihninde yeniden yaratmıştır. özellikle melek ile konuşmalarında hissettirilen 23 yaşındaki coşkun'un hala bakir olmasıdır, cinselliğe uzak oluşu aslında onun bu idealize "kadın" figürüne olan hayranlığı ve kendisini onun (annenin) asla varolmayacağına inandırmasıdır....

    bu film ile ilgili saçmalarken yapmak istediğim en son şey ödipal, figür, freud gibi gereksiz kelimeleri kullanarak millete hava atmaya çalışmak, filmin çok gerçek bir yanı var eğer özdeşleşebilriseniz, çok gerçek, elle tutulan anlatamadığınız bir hisse sahip, ne diyor coşkun senaryosunun başında:

    "gençliğimin bütün korku ve bunalımlarını burda yaşadım öyle sanıyorum ki beni yoldan çıkaran duygularım veya tedirginlik üzerine kurulu yapım değildi beni yoldan çıkaran çeşitli yörelere dar ya da geniş yollarla geçitlerle merdivenlerle yayılan çetrefil sokaklarıydı bu kentin bu ev benim için hem bir korunak hem de bir hapishaneydi, karanlık ruhunu henüz kavrayamadığım kentten bu kentin insanlarından önümde uzanan belirsiz gelecekten kaçıp sığındığım bir yer."

    işte böyle bir yer bu filmde, insanı hem yoldan çıkaran, onu hem korkutan, hem de bir korunak olan sığınılacak bir şey. nadirdir sinemamızda böyle "güçlü" hislere yol açan filmler (teyzem bir başka örnektir mesela insanın başına üşüşür hayallerim... gibi) onun için değeri bilinmeli, çetin tunca'nın müthiş görüntü yönetimi için, esin engin'in yüreğimize işleyen müziği için, demir özlü'nün en istanbullu en toy en sarı renkte öyküsü için, izleyin, izlenmeli, eğer çocukken şöyle bir izlediyseniz, bir tv kanalında denk gelip önemsemediyseniz, önemseyin, çünkü filmde dendiğinin aksine bazı filmler tozlanmayı haketmezler bu da onlardan biri işte.

    demir özlü'nün öyküsü için:

    (bkz: bir beyoğlu düşü)

    bizi takip edin

    omü sözlük © 2015


    birtakım şeyler: iletişim - - -