devlet-i aliyye'nin avrupa devletleri konseyi'ne girişi

  • devlet-i aliyye'nin avrupa ülkeleri ile paris’te 30 mart 1856 tarihinde imzaladığı bir anlaşmayla (paris antlaşması) genel itibariyle kâğıt üzerinde de kalsa resmen “avrupalı” olmuş ve o dönemin avrupa birliği sayılan avrupa devletleri konseyi'ne girmiştik.

    --- alıntıdır ---

    bundan 160 sene önce, osmanlı devleti olarak resmen avrupalı devletler sistemi içerisinde oluşumuzun öyküsü:

    tahtta sultan abdülmecid vardı ve türkiye o günlerde de avrupa’nın bir parçası olabilmek için yoğun şekilde çalışmaktaydı. 1839’da bu maksatla tanzimat fermanı ilân edilmiş, “gâvura gâvur denmeyeceği” ve memlekette herşeyin artık çok başka olacağı söylenmişti. tanzimat, memlekette birçok şeyi, özellikle düşünce yapısını ve günlük yaşayışı etkilemişti. entarinin yahut kaftanın yerini ceketle pantalon alıyor, şehirliler yemeklerini artık masada yemeye başlıyor, hatta çata-bıçak bile kullanıyorlar, ama türkiye’yi uzun zamandan beri “hasta adam” olarak gören avrupa “bu kadar yetmez, daha fazla reform lâzım” diyordu.

    rus işgâli

    bütün tartışmalar devam ederken 1854’e gelindi ve kırım savaşı patlak verdi. türkiye’nin zayıf bir ânını yaşadığını farkeden rusya, osmanlı imparatorluğu’ndaki ortodoks nüfusu himayesine almak istedi, istanbul talebi reddedince de rus ordusu aniden eflâk ile boğdan’ı işgal etti. boğazlar’ın rus tehdidi altına girdiğini gören ingiltere ve fransa, türkiye’nin tarafını tuttular; rusya’ya harp ilân edildi ve tuna boylarından kars’a kadar uzanan sahada iki yıl boyunca devam edecek bir savaş başladı. daha sonra avusturya ve italya’daki küçük piemonte hükümeti de osmanlılar’ın yanında savaşa katıldı, kırım’ın neredeyse tamamı çatışma sahasına döndü, 1855 eylül’ünde sivastopol (sebastopol) müttefiklerin eline geçti ve hayli zorda kalan rusya ateşkes istedi.

    bitmek bilmeyen talepler

    barış konferansı 1856 şubat’ında paris’te toplanacaktı. avrupa’nın bizi artık kabul edeceğinden emindik, ama konferans öncesinde müttefiklerden beklenmedik talepler gelmeye başladı: londra ve paris “barıştan sonra yepyeni bir avrupa kuracağız. siz de bu düzende yer almak istiyorsanız reformlara başlayın; meselâ işkenceyi yasaklayın, azınlıklara bütün haklarını verin, tam bir din hürriyeti sağlayın, ekonominizi düzeltin ve bunları yaptıktan sonra gelin, konuşalım” diyordu.

    avrupalı olduk

    avrupa’nın taleplerine aynen bugünkü gibi ucu ucuna cevap verebildik. sultan abdülmecid, paris konferansı’nın başlamasından bir hafta önce, 1856’nın 18 şubat’ında tarihlere “ıslahat hatt-ı humayunu” diye geçen meşhur fermanını yayınlayıp devlete daha çağdaş bir hava verdi. zamanın sadrazamı âli paşa “avrupalı olmamızın şartlarını bize resmen yazdırmalarını beklemeyelim. böyle bir muamele devlet için utanılacak bir vaziyet yaratır. dolayısıyla, işi konferanstan önce kendimiz halledelim” demiş ve ıslahat fermanı’nı konferansın toplanmasından bir hafta önce yayınlatıp avrupa’yı gelişmelerden haberdar etmişti. fermanın maddelerini istanbul’daki ingiliz ve fransız elçilerinin yazdırdıkları söyleniyordu, ama her şeyi kendimiz yapmış gibi görünüp zevâhiri kurtarmıştık. ferman işe yaradı ve 25 şubat’ta başlayıp 30 mart’taki imza merasimiyle sona eren paris konferansı’nda batı dünyası türkiye’nin “avrupalı” olduğunu ilân etti ve o devrin ab’si sayılan “avrupa devletleri konseyi'ne” alındık.

    böylece, resmen “avrupalı” olduk ve toprak bütünlüğümüz garanti edildi. anlaşmayı türkiye adına sadrazam âli paşa ile paris elçimiz mehmed cemil bey imzaladılar.

    avrupalılığımız sadece elli sene sürdü

    ama, avrupalı olmamız pek bir işimize yaramadı. italyan ve alman prenslikleri devlet hâline gelince avrupa’da dengeler değişti ve fransa ile avusturya eski gücünü kaybetti. değişikliklerden rusya hemen istifade etti ve paris antlaşması’nın bazı maddelerini tek taraflı olarak iptal ettiğini duyurdu. bizi kendilerinden kabul etmiş olan avrupa ise her işimize karıştı ve avrupa’nın her müdahalesinde daha da küçüldük. bunu balkan savaşları ve birinci dünya savaşı takip edince de bir zamanlar resmen avrupalı olduğumuz unutuldu, gitti. paris antlaşması ile garanti altına alınan toprak bütünlüğümüz anlaşmanın imzalanmasının üzerinden geçen 50 sene içerisinde bozulacak, dağılacak, dünya kadar arazi ve hattâ memleket elimizden çıkacak, avrupalı olma rüyamız da sona erecekti. kaybettiğimiz toprakların tam listesini vermeye kalkacak olsam, bu sayfa bile az gelir!

    bizi resmen avrupalı yapan paris antlaşması'nın konuyla ilgili iki temel maddesi

    paris’te 1856’nın 30 Mart’ında imzalanan anlaşmanın yedinci maddesi bizi “avrupalı” yapıyor, ama bir sonraki madde, türkiye’yi uluslararası anlaşmazlıklar konusunda diğer avrupa ülkelerinin fikirlerini almaya mecbur ediyordu. işte, 1999 aralık’ında toplanan helsinki zirvesi’nde önümüze sürülen metinle büyük benzerlik taşıyan 1856 anlaşmasının sözkonusu maddeleri:

    madde 7: avusturya imparatoru, fransız imparatoru, büyük britanya ve irlanda birleşik kraliçesi, prusya kralı, sardunya kralı ve rusya imparatoru, osmanlı hükümeti’nin avrupa devleti sayılmasını, avrupa devletlerinin haklarından ve avrupa devletleri konseyi’nden faydalanmasını kabul ettiklerini duyururlar. bu hükümdarlardan her biri, osmanlı devleti’nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı göstermeyi kabul ederlerken bu saygının devamı konusunda birbirlerine kefil olurlar. Bu kurala aykırı olan her hareket, kendileri tarafından genel çıkarlarla ilgili bir mesele şeklinde görülecektir.

    madde 8: osmanlı devleti ile bu anlaşmayı imzalayan devletlerden biri veya birkaçı arasında bir anlaşmazlık çıktığı takdirde, osmanlı tarafı ve osmanlı ile ihtilâflı olan taraf kuvvete başvurmadan önce bu anlaşmayı imzalamış olan diğer devletlerin aracılığına başvuracaklardır.

    kaynak: murat bardakçı'nın 20 mart 2016 tarihli gazete yazısı

    --- alıntıdır ---

    2

    bizi takip edin

    omü sözlük © 2015


    birtakım şeyler: iletişim - - -