gençlik kampı

  • genellikle yaz dönemleri ekseriyetle akran dediğimiz birbirinin aynı veya birbirine yakın yaş grubu içerisinde yer alan gençlerin katıldıkları, dinlence, eğlence, eğitim, spor, motivasyon, farkındalık gibi çeşitli amaçlar ve içerikler barındıran kamp etkinlikleridir.

    --- spoiler ---

    ben en son 2013 haziranınında samsun'un ayvacık beldesinde çevre veya bir diğer deyişle ekoloji temalı bir gençlik kampına katılmıştım ki, bu tür etkinliklere (bkz: doğa kampı) adı da verilmektedir.

    kampın süresi normalde üç haftaydı, fakat başka bir şehre gitmem gerektiği için ben sadece beş gün kaldım. hatta o beş gün de aslında üç gündü, ama çok ısrar edilince iki gün daha uzattım.

    şimdi, gençlik kampı ya da doğa kampı denince gayrî-ihtiyari aklınıza kamp yapma, çadırda kalma gelecektir, ama organizasyon ormanlık bir göl kenarında bulunan bir turistik tesisin içerisindeydi. hem çadırda kalmak, hem de odalarda kalmak tercih edilebiliyordu. katılımcı gençlerin çoğu çadırda kalmak isterken, eğitmenler ve ben odaları tercih ettik. toplamda 8 oda ve 10 çadır ayarlandı. odalar ikişer kişilikti, çadırlarsa iki kişilik ve dört kişilik çadırlardılar. ilk gün zaten akşama doğru kamp yerine vardığımız için pek bir şey yapılmadı. kimle kalacağını ayarla, odalara yerleş, milletle tanış, etrafı gez, üç haftalık kamp süreci boyunca neler yapılacak oryantasyonu falan-filan...

    ilk gün çoğu kişide bir kamp çadırı merakı olduğu için ben odada tek kişi yattım ve oldukça rahat bir uyku çektim. odalar klimalı, sivri sinek derdi yok, yanında horlayan yok, ne mutlu. ikinci gün yine akşam saat on iki gibi tek kişi yattım yatağa, fakat sabah uyandığımda bir baktım yanımda iki kişi daha var. yatağa ne biçim uzandılarsa dayamışlar beni duvar dibine, gece yan dönmüşüm, yanım-belim tutulmuş hep... baktım, elemanları tanıyorum, bizim samsun ekibinden katılanlardan bu ikisi. bunları tekmeleye tekmeleye, üzerlerine basa basa çıktım yataktan. aah, abi orama bastın, yok burama bastın diye kıvranmaya başladılar. sonra, bunlardan birinin giydiği kot pantolondaki kemer ilişti gözüme. çıkardım kemeri, lan siz niye çadırınızda değilsiniz diye başladım bunları kayışla kırbaçlamaya. o ara odanın kapısı açıldı, içeri eğitmenlerden biri girdi - ki muhtemelen bizim odada çıkardığımız gürültüden dolayı odaya gelmiş olduğunu düşünüyorum. tabii bizi o hâlde görünce dedi: "ooo gençler, bakıyorum kırbaçlı-mırbaçlı fantezi yapıyoruz" hepimizi aldı bir gülme. daha ikinci günden kampa geyik yapacak melzeme çıkardık: "samsun ekibinde yatakta kırbaçlı fantazi yapan gay'ler"

    ikinci günün sabahı tematik eğitimle başladı. öğle yemeği sonrası gezi otobüsüyle kızılırmak deltası gezisine ve kuş gözlem evini ziyarete gidildi. bir-iki tane de köy gezdik. omü ekolojik yaşam kulübü de bizimleydi.

    üçüncü gün de yine aynıydı; sabahtan tematik eğitim, öğle yemeği sonrası önce hidroelektrik barajı gezisi, sonra bota binip göl gezisi. göl gezisinde aramızda bulunanlar arasında samsun dalış ekibinin eğitmen ve öğrencileri de vardı. normalde ben üçüncü günün sonunda çantamı toplamıştım, ayrılacaktım. fakat, beşinci gün akşamına kısa süre için gelip ayrılacak olanlar için eğlence koyduk, ille iki gün daha kal diye ısrar ettiler. gerçi o biraz da evs grubunu bana kitlemek içindi ya neyse, kabul ettik, lanet olsun...

    dördüncü günün tamamı tematik eğitimle geçti. evs grubunu bana kitledikleri için eğitimlerde yanlarında bulunup eğitim içeriğinde anlatılanları onlara kısaca tercüme ediyordum... dördüncü gün biraz sıkıcı geçtiği için beşinci günün öğleden sonrasını serbest bıraktılar. diğerleri ne yaptı bilmiyorum, ama evs grubuyla beldeyi dolaştık biz o gün. akşam da zaten ayrılacak olan birkaç kişinin son gecesi olduğu için otel lobisinde eğlence vardı.

    yaşım müsait olduğu için ben bira içebiliyordum. servis elemanlarından birine bahşişini verip dışarda bana yarım saatte bir bira getirmesini rica ettim, o da sağolsun kabul etti. biramı alıp ergen tayfadan uzaklaşmak amacıyla lobiden dışarı çıktım. dışarda bir masa ayarladım kendime, oturdum tek başıma. müziğimi açıp kulaklıklarımı takmışım, öylece asosyal-asosyal takılıyorum. yarım saat arayla biram da geliyor, doğadayım ve gayet hoş bir akşam yaşıyorum. kamp boyunca ilk defa bu denli kendimi mutlu ve dingin hissediyorum.

    bir küsür saat sonra - gece saat on buçuk civarı - bir hatun geldi yanıma, dedi biramla sana katılabilir miyim. elbette dedim. hatunla kampta daha yeni tanışıyorduk. fakat, epey muhabbet ettik. ironik bir şekilde hatunun ismi haricindeki hemen her şeyini hatırlıyorum; simasını, giydiği kıyafetini, sesini, konuşma şeklini, samsunlu olup ankara'da, bilkent üniversitesi'nde matematik okuduğunu, yamaç paraşütünü ve kamp yapmayı sevdiğini, ailesine düşkün olduğunu... hatta o da benim gibi ezginin günlüğü dinlemeyi çok seviyordu...

    bir süre özgün bir muhabbetten sonra, hatun bana sevgilim olup olmadığını sordu. - dedim, sorabilir - hayatımda özel biri yok diye yanıtladım. sonra, evs grubundaki hatunlardan birini sordu. adı şudur, geldiği yer şuradır, şu zamandan beri buralardadır, şöyle hatundur, böyle hatundur diye anlatırken sözümü kesip; "oo, aramız da iyiymiş bakıyorum" şeklinde trip atar bir çıkışı oldu. bir an afalladım, dedim samimiyiz, ama arkadaşız. "hmm, arkadaşız yani?" diye devam etti hatun. ulan dedim bu hatun bana mı yazıyor, yoksa benden ona yazmamı mı bekliyor? bir taraftan konuşuyorum ama, kafamda bu sorular var...

    sonra yine havadan sudan konuşmaya başladık. hatundan "niye ben bir şeyler anlatırken yüzüme bakarak dinlemiyorsun!" diye bir fırça yedim. bilmiyor ki benim kafa ne kadar karışık; ilgi göstermem gerekip gerekmediğini düşünüyordum, dalmış gitmişim. özür dileyip ona konsantre oldum. çok değil, beş dakika kadar tam konsantre şekilde hatunu dinledikten sonra, hatun bana inanılmaz derecede çekici gelmeye başladı. nasıl olduğunu anlamadım, ama hoşlanmaya başladım hatundan. suçu biranın (kafa) güzelleştirici etkisine ve hatunun taktığı gözlüğe yorasım var.

    artık hatunu içine düşecekmiş gibi dinliyordum. birden dedi ki: "yaklaşsana biraz yanıma, beni o erasmuslu kadar güzel bulmuyor musun?" "lan manyak mısın! hatun yazıyor işte" falan demeyin bana, o an ben de anladım ki hatun yürümemi istiyor. hemen oturdum yanına, iltifatlar etmeye başladım, araya sıkıştırılmış nazım hikmet şiirleri... kolumu da atmışım omzuna, arada öpücükler, saçını okşuyorum bir taraftan... içimden diyorum bu gece son gecem ve "mutlu sonla" bitecek...

    sonra "hayatım iki dakika telefonla konuşabilir miyim" diye izin istedim. bizim elemanları arayıp benim kaldığım odada olup olmadıklarını sordum. yeni gelmişler, odadalarmış. "odada durun, ama ben gelene kadar başkasını içeri almayın sakın. ben gelirken çağrı atacağım, siz de o arada odayı boşaltacaksınız" deyip anlaştık. telefonla konuştuktan sonra hatunun yanına döndüm. on dakika sonra falan kalkıp biraz yürüyelim demeyi düşünüyordum...

    derken - saat gece on iki buçuk civarı falan olmalı - kamptaki ekoloji eğitmeni amca geldi birasıyla ve dedi: "gençler, size katılabilir miyim?" beyaz bonus saçlı bu tatlı amcamızı kovmadık elbette, buyur ettik. ama o da bizi bildiğin esir aldı amk, anlatıyor da anlatıyor! benimse mutlu sona gidesim var, aklımdan başka hiçbir şey geçmiyor. ama, hatun ekoloji meraklısı kardeşim, ilgiyle dinliyor tüm bu anlatılanları. amca, bakın gençler şu ağaçlar şöyledir böyledir diye bazı ağaçların muhtelif özelliklerinden bahsediyor, ama ben o ağaca bakıp kafamdan sevişme fantazileri geçiriyorum falan...

    amca bir saate yakın konuştu-anlattı. sonra, ***ikerim artık yeter deyip araya girdim ve dedim ki; "sevgili hocam, çok güzel anlatıyorsunuz, teşekkür ederiz. ama biz birlikte biraz etrafı dolaşmayı düşünüyorduk siz gelmeden evvel. malum, otur otur çok sıkıldık. ayıp olmazsa kalkabilir miyiz?" amca gayet nazik bir şekilde onadı, hatta özür diledi. estağfurullah, dedik tabii. hatun da bozmadı beni, sanki daha evvelden sözleşmişiz gibi kalktı, toparlandı. fakat - amma ciddi, amma ayıp olmasın diye; bilemeyeceğim - gitti amcayı da davet etti yürüyüşe. amca da kabul etti. be amk, hadi bu davet ediyor tamam, sen niye kabul ediyorsun ah kıvırcık saçlarına kurban olduğum amcam...

    bir saat boyunca kamp yerinde dolaştık... amcanın zaten kafası güzel oldu, baktım artık bırakmayacak yakamızı. ben dedim müsaadenizle yatmaya gidiyorum. odaya vardım, ama nasıl bir sükût-u hayâl içerisindeyim! *mına koyduğumun bonus saçlı amcası (yalan yok, tatlı adamdı; küfür etmek istemiyorum, ama çok fena içime oturdu) gelmeseydi o gece "mutlu son" ile bitecekti... (bkz: mutlu sonu olmayan anılar)

    --- spoiler ---

    2
  • bundan 5-6 yıl önce gitmiştim bitanesine . sarıyedeydi galiba böyle ormanlıkta 10-15 çadırda kalınacak ve karma değil . bildiğin abazalığın en üst seviyede olduğu yaşlar 18-19 felan . surata fiziğe bakmadan "dişi" arıyoruz . neyse otomattaki şekerlemeler gibi bunları kodladık a1 c5 gibisinden. 1-2 gün geçti millet birbirine gece gece çadırda yiyişme hikayelerini anlatıyor ben ise öyle mal mal bakıyom suratlarına .

    gece kamp ateşi saati geldiğinde toplandık 1-2 züppe gitarların tellerine 1-2 dokunup milleti coşturmaya başladı . o zamanlar %0.001inin alkol olduğunu bilmediğimiz bomonti içiyoruz . işin garibi suyla kafa bulmamızdı . 30 dakika felan geçti milllet yavaş yavaş dağılmaya başladı .

    bi tane nerd tipi kız ( bu kıza 6 diyelim ) ve 1 tane züppeyle kaldım ortada . fırsat bu fırsat dedim direk giriştim olaya . 6'nın inlemeri eşliğinde 2 parmağımı hafiften bastırdım o ıslaklığa hafifce kikirdedi , belli ki o da bunu çok istiyordu . bacaklarımı hafiften araladım ve oradaki şişkinliği görmesini istedim . derince bir nefes aldım ve hafiften gerildim .

    6'nın gözleri yerinden fırlayacak gibiydi ve uhhh dedikten sonra elini cebinden çıkartıp o da ıslak güzelliğe dokundu . zevk aldığını görebiliyordum ve daha fazla bekletmeden aleti yerdeki ıslak kuma vurdum .oha ne kadar büyük ve kalın dedikten sonra hafiften kikirdedi ve bende de ondan var dedi ve 13cmlik aletini çıkardı . hiç bu kadar güzel bi alet görmemiştim .

    2miz sopalarla ve elimizle ıslak kuma şekiller çizip durduk . gece çok hızlı geçmişti ve gözcüler bizi çadırlara gönderdi . uyumak istiyordum ama 6 aklımdan çıkmıyordu . sonunda bir hamle yapmaya karar verdim ve sessiz olmaya özen göstererek çadırına geldim ve fenerimi çadıra tutup hızlı bir şekilde açıp kapattım .

    aradan fazla geçmeden 6 çadırı araladı ve mahçup bir şekilde gülümsedi . onun da bunu istediği her halinden anlaşılıyordu . sessizce içeri girdim ve feneri tepe üstü koyarak yiyişmeye başladık . arkadaşı yanda uyuduğu için gayet temkinli davranıyorduk . 2mizin de ilki olduğu için alınan haz üst safhalardaydı taaa ki çadırdaki tarantulayı farkedene kadar.

    6 detone olmuş yılmaz morgül sesiyle ayyyyy tarantula diye bağırdı ve bizi ( daha doğrusu beni ) herkese rezil etti. o kampda adım sapık tarantula olarak kaldı .

    özet : ilk sevişmem çadırda tarantula çıkmasıyla yarıda kesildi , adım sapığa çıktı ve 2 yıl boyunca bu olaydan sebep evden çıkmadım. (bkz: utanç verici anılar)

    5

    bizi takip edin

    omü sözlük © 2015


    birtakım şeyler: iletişim - - -