evler

  • kanaatimce enfes bir behçet necatigil şiiridir.

    edebiyatımızda “ev” kavramı denince akıllara gelen ilk şairdir behçet necatigil. öyle ki kendisi, “evler şairi” olarak sıfatlandırılır; çünkü necatigil’in şiiri çoğunlukla ev kavramını mesele edinir; bunu yaparken sığ bir bakış açısından oldukça uzaktır şair. evleri katman katman irdeler. okuyucuyu toplum-mekân uyumu ve evlerin bireyin konumuna etki edişi gibi meselelere yönlendirir şiirlerinde. şairin kendisi de bu durumu şöyle açıklar: “benim şiirim ya evlere övgüdür ya da bir ağıt.” işte behçet necatigil, “evler” isimli şiirinde evleri halklarıyla birlikte bir bütün olarak yansıtarak ve çeşitli imgeler ve çağrışımlar kullanarak sosyal adaletsizliğin simgesi olarak kullanmıştır.
    şiirde evler, sınıfsal haksızlıkların başlangıç noktası olarak yansıtılır. tamamı boyunca toplumsal adaletsizliğe göndermelerde bulunulan şiirin “insanlar yüzyıllar yılı evler yaptılar.” dizesiyle başlaması buna kanıt niteliğindedir. bu kuvvetli giriş dizesi, okuyucunun insanlığın ilk zamanlarına saniyeler içerisinde gidip yaşadığı zamana geri dönmesini sağlar. devamında “irili ufaklı, birbirinden farklı / ahşap evler, kâğıt evler yaptılar / doğup ölenleri oldu, gelip gidenleri oldu / evlerin içi devir devir değişti / evlerin dışı pencere, duvar.” mısralarının bulunduğu ilk kıta, genel bir “ev” portresi yaratarak, okuyucuyu şiirin devamına hazırlar. şiirin ikinci kıtası, evler üzerinden sosyal haksızlıklara yapılacak işaretlerin başlangıcıdır: “vurulmuş vurgunların yücelttiği evlerde / kalbi kara insanlar oturdu / gündelik korkuların çökerttiği evlerde / o fıkara insanlar oturdu.” necatigil, haksız kazançlara işaret eden “vurulmuş vurgunların yücelttiği evler” imgesi ve bu evlerin içerisinde oturan “kalbi kara insanlar” ile “gündelik korkuların yükü altında ezilen evlerde oturan fıkara insanlar” diyerek iki farklı sosyal sınıf karşı karşıya getirir ve haksız kazancın neticesinde ortaya çıkan sosyal adaletsizliğe işarette bulunur. hatta, “o fıkara insanlar” sıfat tamlamasındaki “o”, okuyucuda bir farkındalık uyandırmak, “fıkara insanlar” demeden önce bir vurgu yaratmak için kullanılır. bir sonraki kıtada “kimi hayata doymuş göründü / bazıları zamana uydular” diyerek şair, aynı eşitsizliği farklı imgelerle işlemiştir. “hayata doymuş göründü” imgesiyle yaşamdan alacağını almış, memnun ev halklarına gönderme yaparak ve bunun karşısına “zamana uyan” yani zamanın rüzgarıyla savrularak yok olan evleri ve ev halkarını yerleştirerek bahsettiğimiz sınıf ayrımını ortaya koyar.
    şiirin ilerleyen kısımlarına gelindiğinde ise toplumsal eşitsizliğe işaret eden imgeler daha doğrudan anlatıma sahip bir hâle kavuşur: “küçükler, büyük adam yerine evlerin kiminde / çocukları işe koştu kalabalık aileler / okul çağlarının kadersiz yavruları / ufacık avuçlardan akşamları akan ter / tuz yerine geçti evlerin yemeğinde”. kuşkusuz “evlerin kiminde” derken şair, şiirin ikinci kıtasındaki “gündelik korkuların çökerttiği” evleri kasteder. bu evlerin karşısında -bu kıtada somut olarak anlatılmamışsa da- yine refah seviyesi yüksek, haksız kazançların üzerine temellendirilmiş, çocukların işe koşulmadığı evler vardır. “zengin evler fakir evlere çok yüksekten baktılar / kendi seviyesine evler kız verdi, kız aldı.” dizelerinde ise evlerin geometrik özellikleri ile ev halklarının kişilikleri arasında bir paralellik kurulur. kişileştirmeden daha öte de bir durumdur bu. yani, kendi seviyesine kız verip alanlar ev halklarıdır; fakat ev halklarını bu eşitsiz eyleme sürükleyen sebep, yaşamlarını sürdürdükleri evlerdir. işte evler ve sakinleri arasındaki bu etkileşim, sosyal eşitsizliğin meydana çıkışına neden olur. “bazıları özlediler daha yüksek hayatı / çırpındılar daha üste çıkmaya / evler bırakmadılar.” dizelerinde de aynı durum söz konusudur. üste çıkmak isteyen ve yüksek hayatı özleyenleri engelleyenler, kişilik özellikleri “vurulmuş vurgunların yücelttiği evler” ile paralellik gösterir. bu da yine öne sürdüğümüz önermeye, evlerin sosyal sınıflar arasındaki eşitsizliğe sebep oluşuna, kanıt teşkil eder.
    şiirin son kıtasıysa toplumsal adaletsizlikten payını almış başka insanlara değinir. şiir boyunca “vurulmuş vurgunların yücelttiği evler-ev halkları” ile “gündelik korkuların çökerttiği evler-ev halkları” karşılaştırılır; fakat son kıtada bu iki gruba da dahil olmayan bir kesim çıkar karşımıza. bu kesim, evsizlerdir: “şu dünyada oturacak o kadar yer yapıldı / kulübeler, evler, hanlar, apartımanlar / bölüşüldü oda oda / bölüşüldü kapı kapı / ama size hiçbir hisse ayrılmadı / duvar dipleri, yangın yerleri halkı / külhanlarda, sarnıçlarda yatanlar.” bu dizelerle ev sahibi bile olamayanlara adeta seslenen şair, toplumsal adaletsizlikten en çok etkilenenler olarak onları işaret eder. yani, “ev” kavramının getirdiği eşitsizlik insanları “lüks ev sahipleri” ve “standart ev sahipleri” diye iki gruba bölmekle kalmayarak ortaya “ev sahibi olamayanlar” diye bir kesimin de çıkmasına sebep olur.
    sonuç olarak söylenebilir ki “evler” şiirinde behçet necatigil, ev motifini insanları sınıfsal bir eşitsizliğe iten sebep olarak işler. bu sınıfsal eşitsizlik ortaya üç farklı sınıf ortaya çıkarmıştır: haksız kazançlarla elde edilmiş evlerde yaşayanlar, günlük sıkıntıların arasında sıkışmış insanların yaşadığı standart seviyeli evler ve bu ikisinin de tam karşısında bulunan ev sahibi olamayan insanlar. yüzyıllar boyunca yaşadıkları evlerin geometrik özelliklerine göre toplumdaki yerlerini alan bu üç sınıf birçok imge ve göndermelerle birbirleriyle karşılaştırılarak evlerin toplumu nasıl sosyal adaletsizlikle ayrıştırdığı gözler önüne serilir şiirde.

    bizi takip edin

    omü sözlük © 2015


    birtakım şeyler: iletişim - - -