30 ağustos zafer bayramı

  • türkiye büyük millet meclisi'nin (o dönemki ismi: büyük millet meclisi, ankara hükûmeti) 20 temmuz 1922 tarihinde aldığı bir kararla gizli eylem planını (büyük taarruz) yürütmek için kendisine başkomutanlık yetkisi verilen yüce önder mustafa kemâl atatürk öncülüğündeki türk ordusunun, 26 ağustos sabahı afyonkarahisar'dan harekete geçip, 30 ağustos günü dumlupınar'da anadolu'daki işgâl kuvvetlerine karşı kazandığı kesin zaferle sonuçlanan başkomutanlık meydan muharebesi'ni, nam-ı diğer dumlupınar meydan muharebesi'ni yâd etmek için her yılın 30 ağustos'unda kutladığımız millî bayramımızdır.

    büyük taarruz planının karar süreci, gerek mecliste, gerekse kurmaylar arasında şiddetli tartışmalar içerisinde geçmiştir. mustafa kemâl önderliğindeki harekâta olumlu bakanların arasında da, muhalif olanların arasında da o dönemin düşünce insanlarının, usta kalemlerinin, iyi komutanlarının ve kurmaylarının olduğunu söyleyebiliriz.

    20 temmuz 1922'de, gazi mustafa kemâl'in meclis konuşması sonucunda başkomutanlık yetkisi süresiz olarak kendisine devredildi.

    türk ordusunun 26 ağustosta başlayan ve durmaksızın devam eden harekâtı hızlı bir ilerleme kaydederek kesin sonuca gidince, işgâl güçleri anadolu'da geriye kalan birliklerini zamanla geri çekme kararı almıştır.

    başlangıçta (1923 yılı itibariyle) sadece büyük taaruz'un eylem kararının alındığı ve bu gizli askerî harekât planının yapıldığı iller kapsamında, başkomutan zaferi, dumlupınar zaferi, büyük taarruz zafer günü gibi isimler verilerek kutlamaların yapıldığı bir bayramdı.

    1926'da, "bu zaferin başkomutanından ziyade ordusuna ait olduğu" düşüncesine vurgu yapan bir kararla, 30 ağustos günü, "türk ordusunun zafer bayramı" olarak ilân edildi.

    1935 yılı itibariyle de 30 ağustos'ları "zafer bayramı" olarak ulusal çapta kutlamaya başladık.

    30 ağustos, aynı zamanda 1919'da başlayan ve üç yıl boyunca devam eden istiklâl harbi'nin zaferidir.

    ----- gazi mustafa kemâl atatürk --- nutuk -----

    (...) efendiler, bizim en önemli ve temel görevimiz, siyaset yapmak değildir. bizim ve bütün ülkenin, ulusun bugün tek görevi, topraklarımızda bulunan düşmanı süngülerimizle kovalamaktır. bunu yapmadıkça, siyaset anlamsız bir söz olarak kalır.

    (...) efendiler, artık büyük taarruz'dan söz etmek zamanı geldi; bilirsiniz ki, sakarya meydan muharebesi'nden sonra, düşman ordusu, büyük ve kuvvetli bir grupla afyonkarahisar-dumlupınar arasında bulunuyordu. diğer kuvvetli bir grubuyla da eskişehir yöresindeydi. bu iki grup arasında yedek kuvvetleri vardı. sağ kanadını menderes civarında bulundurduğu kuvvetleriyle, sol kanadını da iznik gölü'nün kuzeyindeki ve güneyindeki kuvvetleriyle koruyordu. denilebilir ki, düşman cephesi, marmara'dan menderes'e kadar uzanıyordu.

    düşman ordusu, üç kolordu ve bazı bağımsız birliklerden meydana gelmekteydi. karşı tarafın üç kolordusu on iki tümenden oluşmakta, bağımsız birlikler de ayrıca üç tümene ulaşmaktaydı. biz, batı cephesindeki kuvvetlerimizi iki ordu hâlinde oluşturmuş ve düzenlemiştik. bundan başka, doğrudan doğruya cepheye bağlı bir örgütlenmemiz vardı. bizim bütün birliklerimizi on sekiz tümen oluşturuyordu. üç tümenli bir süvari kolordumuzla, daha zayıf mevcutlu ayrıca iki süvari tümenimiz daha vardı. örgütlenmeleri birbirinden farklı olan düşman iki ordu karşılaştırılırsa, tarafların asker ve tüfek kuvvetleri hemen hemen birbirine denk durumdaydı. yalnız, yunan ordusunun makineli tüfek, top, uçak, vasıta, cephane ve teknik malzeme bakımından, dünyanın serbest ve kendisini destekleyen sanayiine dayanması nedeniyle özel bir üstünlüğü vardı. diğer yandan, bizim ordumuz da süvari sayısı bakımından karışı taraftan üstün durumdaydı.

    (...) ordunun hazırlıklarını tamamlamasını ve saldırı hazırlığının hızlandırılmasını emrettikten sonra tekrar ankara'ya döndüm. batı cephesi komutanı, 6 ağustos 1922 tarihinde ordularına gizli bir şekilde saldırıya hazırlanma emrini verdi. genelkurmay başkanı ve millî savunma bakanı paşalar da ankara'ya döndüler.

    efendiler, saldırı için tekrar cepheye gitmeden evvel, ankara'da belirlenmesi gereken bazı durumlar vardı. henüz, bakanlar kurulu'nu saldırıya hazırlık emri verdiğimden tamamen haberdar etmemiştim. artık onlara resmen haber vermek zamanı gelmişti. yaptığımız bir toplantıyla, dahilî, haricî ve askerî vaziyeti görüşüp tartıştıktan sonra, saldırı hususunda bakanlar kurulu ile görüş birliğine vardık.

    önem arz eden başka bir husus daha vardı; muhalifler, ordunun çürüdüğünden, kıpırdayacak hâlde olmadığından, böyle bir karanlık ve belirsizlik içerisinde beklemenin yıkımla sonuçlanacağından ibaret olan propagandalarına hız vermişlerdi. gerçi, mecliste bu düşünce akımının yaptığı yankılar, zaten düşmanlardan gizlemek istediğim harekât bakımından pek faydalıydı. fakat bu olumsuz propaganda, en yakın ve en inanmış kişiler üzerinde dahi olumsuz etkisini göstermeye başlamış, onlarda da kararsızlıklara neden olmuştu. onları da yapacağımız harekât hakkında ve altı-yedi günde düşmanın ana kuvvetlerini yeneceğime olan güvenim konusunda aydınlatmayı ve yatıştırmayı gerekli gördüm. bunu da yaptıktan sonra ankara'dan ayrıldım. genelkurmay başkanı benden önce, 13 ağustos 1922'de cepheye gitmişti.

    ben, birkaç gün sonra hareket ettim ve hareketimi çok sınırlı sayıda birkaç kişi dışında bütün ankara'dan gizledim. benim ankara'dan ayrılacağımı bilenler buradaymışım gibi davranacaklardı. hattâ, gazetelerde benim çankaya'da çay ziyafeti verdiğimi ilân edeceklerdi. bunu kuşkusuz o vakitler işitmişsinizdir. trenle hareket etmedim. bir gece otomobille tuz çölü (koçhisar) üzerinden konya'ya gittim. konya'ya gidişimi oradaki kimseye telgrafla bildirmediğim gibi, oraya varır varmaz telgrafhaneyi kontrol altına aldırarak konya'da bulunuşumun da hiçbir yere haber verilmemesini sağladım.

    20 ağustos 1922 günü öğleden sonra saat 16.00'da batı cephesi karargâhında, yani akşehir'de bulunuyordum. kısa bir görüşmenin ardından, 26 ağustos 1922 sabahı düşmana saldırı için cephe komutanına emir verdim.

    21 ve 21 ağustos 1922 gecesi birinci ve ikinci ordu komutanlarını da cephe karargâhına davet ettim. genelkurmay başkanı ve cephe komutanının da hazır bulunduğu toplantıda saldırının nasıl yapılacağını harita üzerinde açıkladıktan sonra, cephe komutanına o gün vermiş olduğum emri bir kez daha tekrar ettim. komutanlar harekete geçtiler. saldırımız, bir strateji ve aynı zamanda bir taktik baskın hâlinde yapılacaktı. bunun mümkün olabilmesi için yığınakların ve diğer hazırlıkların gizli kalmasına önem vermemiz gerekiyordu. bu sebeple, bütün yürüyüşlerimiz gece yapılacak, birliklerimiz gündüzleri köylerde ve ağaçlıklar altında dinleneceklerdi. saldırı bölgesinde yolların düzeltilmesi gibi çalışmalarla düşmanın dikkatini çekmemek için diğer bazı bölgelerde de sahte çalışmalar yapılacaktı.

    24 ağustos 1922'de karargâhımızı akşehir'den saldırı cephesi gerisindeki şuhut kasabasına taşıttık. 25 ağustos sabahı da şuhut'tan savaşa komuta edeceğimiz kocatepe'nin güneybatısındaki çadırlı ordugâha naklettirdik. 26 ağustos sabahı, kocatepe'de hazır bulunuyorduk. sabah saat 5.30'da topçu ateşimizle saldırı başladı.

    efendiler, 26 ve 27 ağustosta, yani iki gün içinde, düşmanın afyonkarahisar'ın güneyinde 50, doğusunda 20-30 kilometre uzunluğundaki sağlamlaştırılmış cephelerini düşürdük. yenilen düşman ordusunun bütün kuvvetlerini, 30 ağustosa kadar aslıhanlar civarında kuşattık. 30 ağustosta yaptığımız savaş (başkomutan meydan muharebesi) sonucunda, düşmanın ana kuvvetlerini yok ettik ve tutsak ettik. düşman ordusunun başkomutanlığını yapan general trikopis de tutsaklarımız arasında bulunuyordu. demek ki, tasarladığımız kesin sonuç beş gün içinde alınmış oldu.

    31 ağustos günü, ordularımız ana kuvvetleriyle izmir yönünde yol alırken, diğer kuvvetlerimiz de düşmanın eskişehir'de ve kuzeyinde bulunan kuvvetlerini yenilgiye uğratmak üzere ilerliyorlardı.

    efendiler, başkomutan meydan muharebesi'nin sonucuna kadar her gün büyük başarılarla gelişen harekâtımızı, resmî bildirimlerde ise hayli önemsiz bir harekât olarak gösteriyorduk. amacımız, durumu mümkün olduğu kadar dünyadan gizlemekti. çünkü, düşman ordusunu ve işgâli tamamen ortadan kaldıracağımızdan emindik. bunu anlayıp, düşman ordusunu felâketten kurtarmak isteyecek güçlerin yeni girişimlerde bulunmalarına mahal vermemeyi uygun görmüştük. gerçekten de, bizim ilerleyişimizi anladıkları zaman ve saldırımızın ardından başvuruları olmuştur. örneğin, saldırıda bulunduğumuz sırada bakanlar kurulu başkanı olan rauf bey'den, ateşkes hakkında istanbul'dan yazılı bir haber geldiğine yönelik 4 eylül 1922 tarihli bir telgraf almıştım. verdiğim yanıt aynen şudur:

    yüce bakanlar kurulu başkanlığı yüksek makamına, 5 eylül 1922

    cevaben: anadolu'daki yunan ordusu kesin olarak yenilmiştir. yunan ordusunun artık yeniden ciddi bir direniş göstermesi olasılığı yoktur. anadolu için herhangi bir görüşmeye gerek kalmamıştır. ateşkes, ancak trakya için söz konusu olabilir. dolayısıyla, eylül ayının onuna kadar yunan hükûmetinin doğrudan veya ingiltere aracılığıyla hükûmetimize başvurması durumunda, aşağıdaki şartlar ortaya konularak yanıt verilmelidir. bu tarihten, yani eylülün onundan sonra yapılacak başvurunun yanıtının başka olması olasılığı vardır. böyle olunca, durum ayrıca tarafıma bildirilmelidir.

    * ateşkes tarihinden başlayarak on beş gün içinde trakya 1914 sınırlarına kadar kayıtsız şartsız ankara'daki büyük millet meclisi hükûmetinin sivil memurlarına ve askerî kuvvetlerine teslim edilmiş olacaktır.

    * yunanistan'daki tutsaklarımız on beş gün içinde izmir, bandırma ve izmit limanlarında tarafımıza teslim olunacaklardır.

    * yunan hükûmeti, üç buçuk yıldan beri anadolu'da yaptığı ve yapmakta olduğu yıkımı onarmayı şimdiden üstlenecektir.

    büyük millet meclisi başkanı
    başkomutan
    mustafa kemâl


    doğrudan doğruya bana gönderilen bir telgrafta da, izmir'deki itilâf devletleri konsoloslarına benimle görüşmelerde bulunma yetkisinin verildiği bildirilerek, onlarla hangi gün ve nerede görüşebileceğim soruluyordu. buna verdiğim yanıtta da, 9 eylülde kemâlpaşa'da görüşebileceğimizi bildirmiştim. gerçekten de söz verdiğim günde ben kemâlpaşa'da bulundum. fakat görüşmek isteyenler orada değildi. çünkü ordularımız izmir rıhtımında ilk verdiğim hedefe, akdeniz'e ulaşmış bulunuyorlardı.

    saygıdeğer efendiler, afyonkarahisar-dumlupınar meydan savaşı sırasında ve sonrasında düşman ordusunu tamamen yok eden veya tutsak eden; kılıç artıklarını akdeniz'e, marmara'ya döken harekâtımızı açıklayıcı ve niteleyici sözler söylemeyi lüzumsuz sayarım.

    her evresiyle düşünülmüş, hazırlanmış, yönetilmiş ve zaferle sonuçlandırılmış olan bu harekât, türk ordusunun, türk subay ve komuta heyetinin yüksek güç ve kahramanlığını tarihte bir daha belirleyen çok büyük bir eserdir.

    bu eser, türk ulusunun özgürlük ve bağımsızlık düşüncesinin ölümsüz anıtıdır. bu eseri yaratan bir ulusun çocuğu, bir ordunun başkomutanı olduğum için sonsuza kadar mutlu ve bahtiyarım.


    efendiler, işte şimdi diplomasi alanına geçebiliriz. gerçi askerî zaferimizden ümitsiz olup evvelce diplomasi yoluyla sorunu çözmek düşüncesinde olanları ve bunu ileri sürenleri, dediklerini yapma konusunda biraz fazlaca bekletmiş oldum. bununla beraber, sonuçta benim de diplomasi alanında ciddi olarak faaliyet yürüttüğümü görerek memnun olmaları gerekirdi. böyle olup olmadığını göreceğiz.

    ordularımız, izmir'i ve bursa'yı geri aldıktan sonra trakya'yı da yunan ordusundan kurtarmak için istanbul ve çanakkale yönlerinde yürüyüşlerine devam ederken, o dönem ingiltere başbakanı olan lloyd george, bizimle fiilî olarak savaşmaya karar vermiş bir tavırla yardımcı birlikler gönderilmesi talebiyle sömürgelere başvurmuş. ondan sonra olanlara bakılırsa, lloyd george'un isteğinin yerine getirilmediğini kabul etmek gerekir.

    ----- gazi mustafa kemâl atatürk --- nutuk -----

    4

    bizi takip edin

    omü sözlük © 2015


    birtakım şeyler: iletişim - - -